Donanım Haber

Uygulama ile Aç
Kayıt

Çavuş
18 Nisan 2004
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
0 üye
359288 Gün Cezalı
357283 gün 23 s. 41 dk.
Gönderiler Hakkında
5 yıl
Cemaatçi askerlere son uyarı: Tavuk ‘tar’da sayılır!
Cemaat ve paralel yapı ile ilgili bilgilerine sık sık başvurduğum Ümit Akdemir’i artık hepiniz tanıyorsunuz. Eskiden Cemaat yapılanmasının önemli isimlerinden biriydi. Onunla konuşurken söyledi bu sözü:
“Tavuk ‘tar’da sayılır.”
Bir Anadolu deyimi. Tar, odun demek. Tavukların akşam kümese girmeden önce odunun üzerine çıkıp hizalandıkları anda çok daha kolay sayılabileceğini anlatır.
Bir anısını aktardı bana.
Yıl 2013. Mart-Nisan ayları. Yer Nahçıvan. Bugün Nokta dergisinin ismini kirleten Murat Çapan o sırada Cemaatin Nahçıvan imamı. Ümit Akdemir 2011’den itibaren Cemaat içinde Tayyip Erdoğan karşıtlığını tartışmaya başladığı için artık adı “Tayyipçi”ye çıkmış. O da o sıralarda Nahçıvan’da yurt müdürü. Bir gün Murat Çapan’ın ofisinde otururlarken dersaneler müdürü Şahin Uysal da geliyor ve başlıyorlar sohbete. Şahin Uysal, Ümit Akdemir’e dönerek “Senin Tayyibi ve Oltulu’yu bitireceğiz”
Oltulu dediği Efkan Âlâ.
Sonra nasıl bitireceklerini anlatır. Hesaplamalarına göre Yüzde 16 oy oranları vardır. Ak Parti yerine başka partiye verip Erdoğan’ı devireceklerini söyler.
Ümit Akdemir de ona Zaman gazetesinin tüm abonelik yapısını bildiği için anlatır. Gerçek abone sayısı 400 bindir. Ailelerini ve 200 bini daha ekle. En fazla 1 milyon kişi. Onların da yüzde 30-40’ı yine Ak Parti’ye oy verir. Etkileyebileceğin oy potansiyelin sadece Yüzde 1, taş çatlasa 1,5...
O sırada Murat Çapan yerinden kalkar ve masasına geçer.
“Ümit bey ben de biliyorum oyumuz en fazla senin hesapladığın kadar. Ama bizim sen de biliyorsun ki devletin kritik noktalarında arkadaşlarımız ve hizmete inanmış insanlarımız var. Onlar gerekeni yapacaklar”
Bu konuşma 7 Şubat MİT darbesinden sonra, 17-25 Aralık darbe girişiminden de öncedir.
Ümit Akdemir o vakit şöyle yanıtlıyor onları:
“Bak Murat bey. Emniyet’te örneğin kaç müdürlük var. Diyelim ki 500. Ama bir düşünün. O 500 hizmet elemanını oraya yerleştirirken sen en az 2000 adayı küstürmüşsün. Siz sanıyor musunuz ki emniyet sadece bizden. Bu yargıda da, bürokraside de böyle. Sanıyor musunuz ki devlet uyuyor. Hepsini takip ediyor. Emir yukarıdan geldiğinde harekete geçenler aynı zamanda kendilerini de ifşa etmiş olurlar. Devlet de onların zaten hizalanmasını beklemektedir ve büyük temizliğe başlar. Anadolu’da bir laf vardır, Tavuk TAR’da sayılır. Siz dolaşır, çalışırsınız. Sanırsınız ki devletin hiçbir şeyden haberi yok. Emir komuta ile Tar’ın, yani odunun üzerine sıralanıp hizalandığınızda öyle kolay sayılır ve avlanırsınız ki neye uğradığınızı şaşırırsınız. Devlet bazı hareketlerinizi göremeyebilir ama ortaya çıktığınız an hepinizi avlar.”
Ümit Akdemir’in bu anısını şunun için aktardım.

FETÖ, TSK’DAKİ CEMAATÇİ SUBAYLARI TEHDİT EDİYOR
7 Şubat’ı, 17-25 Aralık sonuçlarını yaşadılar, yaşamaya devam ediyorlar. Ama durmuyorlar. Nedamet getirmiyor ve ihanete devam ediyorlar.
Fethullah Gülen, devletin FETÖ yapılanmasına yönelik son operasyonlarıyla iyice çileden çıkmış, çılgınlaşmış hâlde.
Cemaatin TSK içindeki Cemaatçi subaylara talimat iletiyor. Bunu geçen günkü yazılarımda da belirttim, “Kriptolara bu talimatı iletmekle görevli Hususiler Ankara’ya yerleşip faaliyete geçtiler” diye.
Gülen’in evvelden sloganı şuydu:
“Yaşamak için yaşatmak”
Şimdiki sloganı ise; “Yaşatmak için ölün”
Yani cemaat için, benim için “ölün” talimatı veriyor.
Çünkü TSK içindeki kripto askerler artık darbe macerasına atılmak, kendilerini ateşe atmak istemiyorlar.
Bu yüzden “Sizi deşifre ederiz, hayatınız kayar” diye tehdit ediliyorlar.


CEMAATÇİ SUBAYLAR ARTIK GÜLEN’E GÜVENMİYOR
Cemaatçi askerler de bu tehditle sonu belirsiz bir serüvene yelken açıp, geçmişte Talat Aydemir ve arkadaşlarının, Doğan Avcıoğlu ve Yön grubunun etrafında toplanan subayların akıbetine uğramaktan korkuyorlar. Korkmakta haklılar çünkü ihtiraslarını ABD’li ve İsrailli efendilerinin hizmetine sunarak kendilerini de ölüme yollamak isteyen Fethullah Gülen’e artık güvenmemeye başladılar.
Tekrar uyarmak gerekir ki Devlet onları izliyor. İstihbaratıyla, tüm silahlı kuvvetler hiyerarşisi olarak komuta kademesiyle, hükümetiyle, emniyetiyle, halkıyla, siyasetçisiyle, STK’larıyla bir bütün olarak devlet “suç” işlemelerini bekliyor. Yani TAR üzerinde hizalanmalarını. Teker teker sayacaklar hepsini.

CEMAATÇİ KRİPTO ASKERLER SEÇENEKSİZ DEĞİL
Oysa önlerinde farklı bir seçenek var.
Bu tehditlere pabuç bırakmayarak ve devletine, ülkesine ihanet etmemek. Silahlı kuvvetlerin emir komuta zincirine bağlı kalmak. Pensilvanya imamlarının ve hususilerinin “Sizi deşifre ederiz” tehdidi karşısında devletle iş birliği yapma yolunu seçmek.
Diğer seçenek ise dediğimiz gibi sonu belirsiz ölümcül maceraya atlamak.
Tekrar cemaatçi kripto askerleri uyarıyorum.
Devlet ve komuta kademesi her şeyi biliyor ve suç işlemeye teşebbüs etmenizi bekliyor.
Hayır, kimsenin; ne Devletin ne de TSK’nın bu olası kalkışmadan çekindiği yok.
Sadece ister soru çalarak ve sınav yolsuzluğuyla, ister normal yollarla girdiği hâlde devşirilerek kriptolaştırılan bu insanlar sonuçta vatanın evlatları. TSK’nın emek vererek yatırım yaptığı, yetiştirdiği asker ve subaylar.
Eğer bu akıl dışı hezeyanlara kulak verdikleri takdirde kendilerine yazık edecekler.
Ama en çok korktuğum da bu sıkışmışlıkla orduda intihar vakaları olabileceği.

TALAT AYDEMİR, YÖN CUNTACILARI VE NAMIK KEMAL ERSUN’U UNUTMAYIN
Talat Aydemir’in darbe girişimleri yüzünden yüzlerce subay, harp okulu öğrencisi tasfiye edildi bu ülkede.
12 Mart darbesinden önce 9 Mart darbesini yapmayı hayal eden Baasçı Kemalist Yön dergisi hizbi fenersiz yakalanınca yine yüzlerce subay, harp okulu öğrencisi ordudan atıldı. Hapse girenler de cabası.
Sadece o mu? Ordu içinde MHP tandanslı subayların darbe girişimi sezilerek 1 Mayıs 1977’de Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun ve 850 subay hiçbir gerekçe gösterilmeden ani bir kararla ordudan ihraç edildi. Genelkurmay Başkanı Semin Sancar tasfiyeler gerçekleştikten sonra “Türk Silahlı Kuvvetleri macera peşinde koşanlara asla iltifat etmeyecektir” dedi.
Zaten 27 Mayıs darbesiyle ordu generalsiz ve albaysız kalmıştı. Tam 275 general ve amiralle 7 bin albay, yarbay ve binbaşı tasfiye edilmişti.
12 Eylül ve 28 Şubat sürecinde tasfiye edilenleri söylemiyorum bile. Yine büyük bir ülkeymişiz. Binbir emekle yetiştirdiği subayları bu kadar tasfiye edilen bir başka ordu daha var mıdır acaba?
5 yıl
Koza-İpek'e ait lüks otomobillerin yarısı satıldı
Mahkeme kararıyla geçen yıl yönetimine kayyum atanan Koza-İpek Holding'e ait 22 lüks otomobilden 11'i düzenlenen ihalede alıcı buldu.
Mahkeme kararıyla geçen yıl yönetimine kayyum atanan Koza-İpek Holding'e ait aralarında Lamborghini, Porsche, Bentley, Ferrari gibi markaların da yer aldığı 22 lüks otomobilden 11'i düzenlenen ihalede alıcı buldu.

Mülkiyeti Koza Altın İşletmeleri AŞ ve diğer grup şirketlerine ait 2010-2015 model, 22 aracın ayrı ayrı satışına ilişkin ATO Congresium'da müzayede düzenlendi.

İhalede en yüksek tekliflerin alındığı 11 araç satıldı. Müzayedenin gözdeleri 1 milyon 143 bin liraya satılan Mercedes Maybach S 500 4Matic ile 1 milyon 142 bin liraya alıcı bulan Bentley Contınental GTC 4.0 V8 oldu.

İhalede, araçların açılış fiyatı ve en yüksek teklifler şöyle sıralandı:

"Lamborghini Aventador LP 700-4 : 1 milyon 500 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 1 milyon 700 bin lira oldu ama hedeflenen fiyata ulaşılamadığı için satılmadı.

Bentley Continental GTC 4.0 V8 : 900 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 1 milyon 142 bin lira oldu ve bedeli veren katılımcıya satıldı.

Chevrolet Express VAN 5.3 (ithal) : 240 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 241 bin lira oldu ama hedefelen fiyata ulaşılamadığı için satılmadı.

Porsche Cayenne Turbo : 300 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 330 bin lira oldu ama hedefelen fiyata ulaşılamadığı için satılmadı.

Mercedes Benz G63 AMG Jeep : 700 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 790 bin lira oldu ama hedefelen fiyata ulaşılamadığı için satılmadı.

Mercedes Benz G63 AMG Jeep (plakası farklı) : 770 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 785 bin lira oldu ama hedefelen fiyata ulaşılamadığı için satılmadı.

Mercedes Benz G63 AMG Jeep (plakası farklı) : 770 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 770 bin lira oldu ama hedefelen fiyata ulaşılamadığı için satılmadı.

Mercedes Benz G55 AMG Jeep : 700 bin lira ile açıldı, araca 500 bin lira teklif geldi.

Ferrari 458 İtalia : 750 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 962 bin lira oldu ve bedeli veren katılımcıya satıldı.

Cadillac Escalade 6.2 (ithal) : 260 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 310 bin lira oldu ama hedefelen fiyata ulaşılamadığı için satılmadı.

Range Rover Sport 3.0 SDV6 Autob : 450 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 608 bin lira oldu ve bedeli veren katılımcıya satıldı.

Range Rover Sport 3.0 SDV6 Autob (plakası farklı) : 250 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 336 bin lira oldu ve bedeli veren katılımcıya satıldı.

Range Rover Sport : 400 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 573 bin lira oldu ve bedeli veren katılımcıya satıldı.

Porsche Cayenne Diesel : 400 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 520 bin lira oldu ve bedeli veren katılımcıya satıldı.

BMW i8 : 450 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 470 bin lira oldu ama hedefelen fiyata ulaşılamadığı için satılmadı.

Porsche Cayenne Turbo : 250 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 355 bin lira oldu ve bedeli veren katılımcıya satıldı.

Porsche Cayenne Turbo (plakası farklı) : 220 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 310 bin lira oldu ve bedeli veren katılımcıya satıldı.

Mercedes S 500 L 4-Matic : 650 bin lira açıldı, en yüksek teklif 700 bin lira oldu ama hedefelen fiyata ulaşılamadığı için satılmadı.

Mercedes S 500 : 670 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 710 bin lira oldu ama hedefelen fiyata ulaşılamadığı için satılmadı.

Mercedes Maybach s 500 4Matic : 910 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 1 milyon 143 bin lira oldu ve bedeli veren katılımcıya satıldı.

Mercedes ML 250 Bluetec 4Matic : İhale 250 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 335 bin lira oldu ve bedeli veren katılımcıya satıldı.

Mercedes S 350 Bluetec : İhale 600 bin lira ile açıldı, en yüksek teklif 683 bin lira oldu ve bedeli veren katılımcıya satıldı."

İhale sonunda, AA muhabirinin sorularını yanıtlayan bazı katılımcılar, fiyatların çok yüksek olduğunu ifade etti.

Öte yandan, şirketin, ihalede satılmayan araçlar için daha sonra yazılı açıklama yapacağı öğrenildi.
5 yıl
TÜRKİYE BAŞBAKANI, ARSLANLAR GİBİ KÜKREDİ!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 1959'da başlattığı AB/Avrupa Birliği'ne adaylık müracaatını sabırla devam ettirmektedir. Aynı devlet AK/Avrupa Konseyi'nin ise 1949'da kurucu âzâsıdır.
AP/Avrupa Parlamentosu, AB'nin değil, AK'nin parlamentosudur.
AP, geçen hafta Türkiye aleyhine bir rapor hazırlayarak Ankara'ya yolladı. Türkiye, mülteciler mevzuunda başta Avrupa olmak üzere bütün dünyanın sorumluluğunu tek başına yüklendiği hâlde yazılan rapor, Suriyeliler dahil sözde Ermeni mes'elesine kadar neredeyse her satırıyla bizi rahatsız edecek mahiyette. O kadar ileri gidilmekte ki Ankara'nın "Ermeni soykırımı"nı tanımasını bile istemekte. Haddini aşan bu rapora Devletimiz lâzım gelen aksülameli gösterdi. Öyle ki bu reaksiyon, raporun iadesini icap ettirdi. "İade" diplomatik nezaket dilidir. Esasında, anlayanlar için geçmişimize katliam iftirası atanların suratına fırlatmadır.
Tam bu süreçte AKPM/Avrupa Konseyi Parlamentosu başkanı sn Pedro Agramunt, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nu AP'de bir konuşma yapmak üzere Strasbourg'a dâvet etti. Sn Başbakan, dün mezkûr mecliste bir konuşma yaptı ve soruları cevaplandırdı. Konuşma muhtevalı, cevaplar tatmin ediciydi. Bir mülteci ailenin, doğum sebebiyle bir hastanemizde gördüğü üstün insani muameleye dair verdiği malumat, taş bile olsa vicdanları eritecek kalitedeydi.
Başbakan Davutoğlu, Avrupa'nın içinde Avrupa'ya da en anlaşılır dille sesleniyordu. "Avrupa, kalbindeki problemleri aşamıyor!" derken aslında "niyetinizi sorgulayın!" demekteydi. "Küreselleşmenin hayatın her alanını etkilediği böyle bir ortamda adalet ve merhameti de küreselleştirelim" derken de Batı'nın çifte standard, ötekileştirme ve bencilliğine gönderme yapıyordu.
O arada HDP'li Ertuğrul Kürkçü de bir soru sordu. Fakat soru İngilizceydi. Eski militan, teröristleri "gerilla" diye anıyor ve "gerillayla savaşı ne zaman bırakacaksınız, şu kadar ölü var!" diyordu.
Dün, Avrupa Konseyi'nde bir ilk yaşanmaktaydı. 01.01. 2016 Günü alınan kararla Türkçe, AK'nin çalışma dili olmaktaydı. Diğer taraftan Türkçemiz, AB'de de resmî dil olma yolunda. Bu imkânla Başbakanımız, tarihte ilk defa olarak Avrupa Parlamentosu'nda Avrupalı vekillere Türkçe hitap ediyordu. Tabiatiyle Ertuğrul Kürkçü'nün sualini Türkçe sorması gerekirdi. Halbuki O, inadına İngilizce sordu. Demek ki İngilizler, kendisine daha yakın...
Kürsüde soruları cevaplandıran Başbakan Davutoğlu, sorunun İngilizce sorulması ve teröristlere gerilla denmesi üzerine öfkelenerek şu karşılığı verdi: "Türk vatandaşlarından oy almış bir milletvekili olarak böyle bir günde sorunu Türkçe sormanı isterdim. İnsanlar için emniyet ve hürriyet olmazsa olmaz iki ihtiyaçtır! vatanımda bunları temin edene kadar bu mücadele tavizsiz şekilde devam edecektir. Eğer Türkçe düşünseydin, konuşmalarımızı anlar, satır aralarını okurdun!"
Başbakanın sözleri, kırbaç gibi şaklarken Ertuğrul Kürkçü'nün omuzları çöktü, yüzü küle döndü. O ân, "keşke 1972'de 10 arkadaşımla beraber ben de ölseydim!" diye hayıflanıp hayıflanmadığını merak etmemek mümkün değil. Arkadaşlarının idamını önlemek için bir kaç NATO askerini kaçırmış bir kısım militan teröristler, askerlerimiz tarafından Kızıldere'de kuşatıldı. 30 Mart 1972 günü çıkan çatışmalarda 11 teröristin tamamı öldürüldü. Fakat bilâhâre Ertuğrul Kürkçü'nün samanlıkta bulunmasıyla ölenlerin 11 değil 10 kişi olduğu anlaşıldı. Herkes ölürken adı geçenin kurtulması o günlerde çok tartışılmış, şüpheler ve bazı yakıştırmalar olmuştu.
İşte bu sosyalist ve herhâlde aynı zamanda Kürtçü vekil, Türkiye Başbakanını güya el-âlemin içinde ağır bir soruyla zora sokmak istemiş, fakat paramparça edilmişti.
Milletimizi, AP'de ses bayrağımız Türkçe ve millî his ve vazgeçilmez değerlerimizle birlikte şerefle ve dirayetle temsil eden başbakan Ahmet Davutoğlu'nu can-u gönülden tebrik ediyoruz...
Bir dünü düşününüz ve bir de "bu hanıma haddini bildiriniz!" diye kendi meclisimizde nevri dönen Başbakan Bülent Ecevit'in "aile fotoğrafı çektirmek için gittiği Brüksel’de ise fotoğrafta yok olmasını hatırlayınız.
Ağzınıza sağlık sn Başbakan!
AP'de arslanlar gibi kükrerken milletin hislerine tercüman oldunuz.
Bu takdir hakkınızdı!..
Biz de milletimizin hislerine tercüman olmaktayız...
5 yıl
ERDOĞAN SON ŞANS
Sekizinci Cumhurbaşkanımız rahmetli Turgut Özal, 23. Ölüm Yıldönümünde dualarla anıldı. Kendisini rahmetle ve hürmetle yâd ediyoruz. Onu zeki-çalışkan, değişimi zorlayan, tonton, milletin değerleriyle hemhal olmuş, içten, samimi, herkesi kucaklayan ve herkesle diyalog kurabilen büyük bir lider olarak hatırlıyoruz. Ekonomik ve sosyal alandaki başarıları unutulmaz. Darbenin üzerinden silindir gibi geçtiği Türkiye’yi âdeta değiştirdi-dönüştürdü. Memurunun maaşını ödeyemez hâle gelen, akaryakıt ithal edecek para bulamayan bir ekonomiyi, yaptığı devrim niteliğindeki reformlarla âdeta şaha kaldırdı. Demokratik ve ekonomik alanda kimsenin hayal edemeyeceği reformlara imza attı. Ömrü ‘Büyük Türkiye’ hayali ile geçti. Türkiye’nin tarihî dönüşümüne öncülük etti. Dünyadaki tüm yenilikleri ülkemize taşıdı. Demokrasi, insan hakları, yükselen insani değerler konusunda önemli adımlar attı.

İhracatı, turizmi canlandırdı, KOBİ’lerin doğmasına öncülük etti. Onun öngörüleri ve verdiği cesaret sayesinde Türk iş adamları dünyanın her yerinde iş kovalamaya başladı. Batı değerlerini iyi bildiği kadar kendi inançlarını ve toplumsal değerlerini yaşayan bir liderdi. Rahmetli Özal sıkı bir Müslümandı. Yakın çevresinin ve askerlerin baskılarına rağmen inançlarından ve yaşam biçiminden hiç taviz vermedi. Bugün Sayın Erdoğan’ı inançları, davası ve yaşam biçimi nedeniyle eleştirenler rahmetli Özal’ı da aynı şekilde eleştirdiler, hakaret ettiler, üzdüler. Görsel ve yazılı basının solcu-sosyal demokrat geçinen yazar-çizerleri hiç hak etmediği hâlde rahmetliye yapmadıklarını bırakmadılar. Bugün aynı çevreler aynı yol ve yöntemlerle Sayın Erdoğan’a saldırıyorlar. Ama bugün o günden farklı bir noktadayız. Bu millet o gün bu edepsizlerin ne yapmaya çalıştıklarını anlamamıştı. Rahmetli Özal’ın varlığının kendileri için ne anlama geldiğini sonra anlayacaklardı. Ama bugün öyle değil. Menderes ve Özal tecrübelerine sahip olan bu millet aynı oyunların Sayın Erdoğan’a oynanmasına izin vermiyor. Bu milletin içerideki ve dışarıdaki düşmanları Tayyip Erdoğan’a kurdukları her tuzakta karşılarında milleti buldular. Millet her seferinde sandıkta Sayın Erdoğan’ın arkasında dimdik durarak darbecileri, paralelcileri, İslam düşmanlarını yenilgiye uğrattı.


Rahmetli Menderes ve Özal’ın kıymetini kaybettikten sonra anlayan muhafazakâr ve mütedeyyinler Sayın Erdoğan’ın son şansları olduğunu iyi biliyorlar. Erdoğan’ın kaybetmesi hâlinde 15 yılda fikir ve ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü, insan hakları dahil elde ettikleri tüm kazanımları kaybedeceklerini iyi biliyorlar. Onun için rahmetli Menderes ve Özal’da yaptıkları hatayı tekrarlama lüksleri yok. Bu nedenle Sayın Erdoğan’a sımsıkı sarılmış durumdalar. Sayın Erdoğan’ın tüm seçimlerden oyunu artırarak galip çıkmasının arka planında bu psikolojinin de etkisi var. 2003’ten başlayarak tezgâhlanan darbe girişimleri, e-muhtıralar, 367 oyunları, Gezi girişimleri, Kobani kalkışmaları, 17-25 Aralık tezgâhları, muhalefeti cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tek çatı altında toplama senaryolarının hepsi Sayın Erdoğan’ı sistem dışına itme çabalarıydı. Millet bu çabaların hepsini sandıkta boşa çıkardı.

Bugün ısrarla Tayyip Erdoğan’la uğraşan ve onu sistem dışına çıkarmaya çalışan içerideki ve dışarıdaki aktörler Sayın Erdoğan orada durduğu süreci amaçlarına ulaşamayacaklarını iyi biliyorlar. Karayılan-Bayık köpekleri ‘hedef Erdoğan’ diyor, HDP ‘hedef Erdoğan’ diyor, paralel yapı Erdoğan’ın gitmesi için yılanla bile iş birliği yapıyor, CHP lideri Kılıçdaroğlu sabah-akşam ‘Erdoğan’ diyor. Yahudi lobisi ‘Erdoğan gitmeli’ diyor. ABD ve Alman derin devleti ‘Erdoğan Türkiye’ye zarar veriyor’ diyor. Ezilmişlerin-mazlumların ve Müslümanların haklarını cesurca ve yüksek sesle dile getirdiği için, büküp eğemedikleri için Erdoğan’a ‘diktatör’ yakıştırması yapıyorlar. Kontrolleri altına alabilseler, yönetebilseler Erdoğan’ı ‘en demokrat lider’ ilan ederler. Boşuna uğraşıyorlar, 20 seçim daha yapılsa 20’sini de Sayın Erdoğan açık ara kazanır. Bu millet aynı delikten üçüncü kez geçmemeye, aynı suda üçüncü kez yıkanmamaya kararlı...

***

Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) terör örgütü PKK’ya İsveç’teki bir vakıf aracılığıyla yüklü miktarda finansman sağlandığını belirlemiş. Avrupa Parlamentosu’na duyurulur. Herhâlde PKK sempatizanı raportörün bundan bilgisi vardır. ‘Terörle küresel bazda mücadele edilsin’ diyen ikiyüzlü Avrupa’ya duyurulur.
6 yıl
Yüzbaşı Ersel Ezen sizi utandırır mı Sayın Akşener?
Tanımazsınız onu Meral hanım.
O yüzden hatırlatayım. Hani şu “gurur duyduğunuz” Cemaat var ya, onların binbir entrika, yalan-dolan, sahte belge, iftira, fuhuşçuluk gibi alçakça suçlamalarla paralel yargı önüne çıkarttığı “400 Askerî Casus”tan biri O.
Dünyanın son yüzyıllık tarihinde 400 askerî casus yoktu ama sizin mensubu olmaktan gurur duyduğunuz Cemaat, adını “Askerî Casusluk Davası” diye koydu ve 400 subayı bu davanın içine doldurdu. Türkiye değil, dünya böyle bir ihaneti ve alçaklığı görmedi.
İşte o davada yargılanan isimlerden biriydi Yüzbaşı Ersel Ezen. Davanın tüm duruşmalarına katılmış, beraatle sonuçlandıktan sonra da Hani’deki İl Jandarma Komutanlığı görevini aksatmamak için işinin başına dönmüştü.
Sayın Meral Akşener, işte o gurur duyduğunuz Cemaat’in hayatlarını zindan ettiği subaylardan biri olan Yüzbaşı Ersel Ezen, önceki gün PKK’nın bombalı saldırısı sonucu eşi ve 5 yaşındaki çocuğuyla birlikte yaralandı.
Çok şükür eşinin ve çocuğunun durumu iyi. Ama kendisi ağır yaralı ve tek gözünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.
Mutlu musunuz Meral hanım? Cemaatin desteğini alarak MHP’nin genel başkanlığına aday oluyorsunuz. Soruyorum size, eğer seçimli kongre olabilirse nasıl o delegelerin karşısına çıkacaksınız? Gurur duyduğunuz Cemaat’in hayatını kararttığı bir subayın PKK saldırısında gözünü kaybettiği gerçeğiyle sizin gibi bir babaanne nasıl başedecek?
İkbal için Türkiye’ye kötülük etmiş bir paralel devlet yapılanmasıyla gurur duymak ne demek Sayın Akşener?
Aslında merak içindeyim. Paralelin desteğini almak için “Cemaatle bir mensubiyetim yok, olsa gururla söylerdim” demekle zaten pek de ahım şahım olmayan siyasi kariyerinize ağır bir darbe vurmadınız mı?
Düşünün, Türkiye Cumhuriyeti’ne kumpas üzerine kumpas kurmuş bir çetenin mensubu olmakla gurur duymak. Bu sözün “PKK’lı değilim ama olsam gurur duyarak söylerdim” demekle arasında bir fark var mı?

MERAL AKŞENER’İN DANIŞMANLIK ŞİRKETİ!

Kim diyeceksiniz.
Amerikalı strateji kurumu, danışmanlık şirketi Benenson Strategy Group yine Türkiye'de. Malum şirket Meral Aksener'e destek için sahnede.
Bu şirket 7 Haziran seçimleri öncesinde de CHP için çalışmıştı. CHP kaybetti.
Ardından 1 Kasım’da HDP için çalıştı. HDP hezimete uğradı.
Onları güzel ülkemize hizmetlerinden dolayı kutluyorum.
Sanki kaybedenler kulübünün şirketi gibi.
Doyamadılar demek ki kaybetmelere.
Meral hanım Cemaatle gurur duymakta haklı! Bakın, kendisine strateji şirketi bile yolladılar.

PARALELCİ ADAYLARIN KOZU VE HAKİKATLER

Paralelci adayların en büyük kozu şu:
“Bahçeli 7 Haziran seçimlerinden sonra partiye oy kaybettirdi.”
Evet kaybettirdi.
Ama Cemaatin dümen suyuna gittiği, 7 Haziran’dan sonra uzlaşmaz bir tutum takınıp koalisyonu reddettiği ve ülkenin sorumluluğunu tamamen AK Parti’nin omuzlarına yıktığı için kaybettirdi.
MHP’deki ülkücülerin hatırı sayılır bir kısmı da 1 Kasım’da AK Parti’ye oy vererek Bahçeli’nin paralelcilerin ekmeğine yağ süren bu siyasetine prim vermedi.
Ne tuhaftır ki şimdi aynı Paralel Çete, bu yanlışından ders çıkarıp siyasetini değiştiren Devlet Bahçeli’yi “MHP’ye oy kaybettirdin” gerekçesiyle indirmek istiyor.
Asıl gerekçeyi herkes biliyor. Paralel Yapı’nın MHP’nin sırtından siyasallaşıp partiyi ele geçirerek Türkiye’yi kaosa sürüklemek istemesi.
Şimdi bu muhaliflerin cemaatçi olduğu alenen belli olunca Hürriyet’e görev verdiler. Bu malum operasyon gazetesi, yazarları vasıtasıyla (Ahmet Hakan ve Mehmet Yılmaz) muhalif adayların cemaatçi ve paralelci olmadığını ispat etme gayretine girdiler.
Ama bu zavallı çabaları hakikati örtmeye yetmiyor.


Holdinglere kampanya çağrısı

PKK’nın hendek saldırılarıyla evlerinden yurtlarından ettiği on binlerce insanı düşünüyorum.
Bu terör yuvaları tamamen temizlenince hepsi evlerine, yıkılanların yerine yenisi yapılınca yeni evlerine dönecekler bir gün. O gün de çok yakın.
Peki, her şeyi devletten mi bekleyelim?
Bu insanlar teröre destek vermediler ve PKK’yı yalnız bıraktılar. Her türlü oyunu boşa çıkardılar.
Hayal edelim. Türkiye’nin buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, televizyon, perdelik kumaş, yatak, dolap üreten onlarca şirketi var. Süt, peynir, bisküvi, et, yumurta gibi gıda üretenler de keza.
Aklıma hepsi gelmiyor ama; Koçlar, Sabancılar, Zorlular, Boydaklar, Ülkerler, Migroslar, BİM’ler, Bosch’lar, Eti’ler ve diğerleri.
Bu insanlara yapacağınız yardımlar yıllık cirolarınızın ne kadarından götürür?
Bu dayanışma ülkemizde Batı ile Doğu arasındaki bağları, Türk-Kürt kardeşliğini daha da pekiştirmez mi?
Bir düşünün derim.
6 yıl
TEKNOLOJİ CASUSLUĞU'
MKE/Makina ve Kimya Enstitüsü Kırıkkale Silah Fabrikası müdürü MT, 22 Milyon dolara mal olan piyade tüfeği MPT 76'nın bütün çizim ve üretim bilgilerini, bir Amerikan silah fabrikasına 1 Milyon 200 Bin dolara satarken suçüstü yakalandı. Vaki ihanet, sadece bu günlerin değil asrın gündem maddesidir...
Haber, önce farklı sızmıştı. Amerika'da silah fabrikası olan bir Türk'e bu teklif yapılmış, o da bunu içine sindiremediği için olayı ihbar etmişti. Şimdi vaziyet biraz farklılaşmış durumda. MİT malum müdürü uzunca bir zamandır takibe almış. Alıcı olarak da Amerika'da silah fabrikası olan Türk’ü bulmuş ve bu role ikna etmiş...
Her ne ise. Netice itibariyle MPT 76 piyade silahımıza ait bilgilerin elden çıkmamış olması sevindiricidir. O fabrika ve o bilgiler namusuna emanet edilen müdürün bunu yapmış olması ise felaket bir ahlaki çöküştür.
Devlet, kurdun boynuna ciğer asmış, bu bir gerçek. Yaşı ilerlemiş bir adamın hayatını berbat etmesi ise hazin bir gerçek. Gerçeklerin gerçeği ise daha farklı:
Biz, tâ Duraklama Devri'nden itibaren hiçbir sanayi ve teknoloji keşfinde yokuz. Bir Cihan Devleti'ni kaybedip dünya liginden düşmemizin temelinde Sanayi İnkılabı yahut Sanayi Devrimi denilen büyük dönüşümün hiçbir yerinde olmamamızın birinci derecede etkisi vardır.
Bu yüzdendir ki sonraki harp hemen kaybedildi. Hemen her sosyal vakıa ve kültürel varoluşta geri kalındı. İmparatorluğun tarih sahnesinden çekilmesinde, şapka inkılabı, harf inkılabı gibi tuhaflıkların yapılmasında, bütün onmaz yabancı hayranlığında, bugün bile hemen bütün inşaat şirketlerinin, kasabalara varıncaya dek mağaza isimlerinin İngilizce olmasının arkasında bu derin yaranın büyük etkileri vardır.
Avrupa’nın sanayi devrimini yapıp bizden açık ara öne geçmesini keşfeden ve geç kalınmış olsa da bunu telafi etmek isteyen devlet adamlarımız, bazı teşebbüslere girişince bunu ya canlarıyla ödediler, ya darbeye maruz kaldılar ya itibarsızlaştırıldılar veya dört duvarla çevrildiler. Sultan Aziz, Sultan Hamid, Başvekil Menderes, Başbakan Erbakan ve Cumhurbaşkanı Özal.
Halbuki batı, daha sonra sanayide, ağır sanayide kalmadı, sanayi ötesine ve yüksek teknolojiye, bilişime, bilgi çağına, uzay çağına tırmandı.
Hatırlanacağı gibi 10 yıl kadar önce Aselsan ve MKE mensubu bazı mühendislerimiz arka arkaya ya uçak kazasında öldüler, ya faili meçhullere kurban gittiler. Bu yolla bir düzine kadar pırıl pırıl genç beyni kaybettik. Deniz kuvvetlerindeki "subay intiharları"nda da mühendis şehadetlerinin arkasında da en ziyade şüphe edilecek olan FETÖ örgütüdür. Millî Piyade tüfeğimize dair bilgilerin satılmaya kalkışılması, bu cephesiyle de elbette sorgulanacaktır.
Yaşanan problem, sıradan bir bilgi yahut teknoloji casusluğu olarak görülemez. Yumağın çözülmesi şart. Devrim otomobilinin bir ihanet felcine uğratılması bize otomotivde 50 yıl kaybettirdi. Daha yeni yerli araba arayışındayız. Sultan Aziz, Sultan Hamid, Başvekil Menderes, Cumhurbaşkanı Özal ve Başbakan Erbakan'ın sanayi hamleleri, bilişim teşebbüsleri, sanayi atılımları ise şurada 10 yıldır sessiz sedasız hayata geçmekte. Bu devlet, 21. asra sadece yol, hastane, köprü yaparak başlamadı. Tarihî seyrin şuurundaki Tayyip Erdoğan'ın iradesiyle Millî tank, top, tüfek gibi üretimler de oldu ve olmakta. Tüfeğimiz, İHA'mız, tankımız yerli olduğu, hazinemiz dolu olduğu, ekonomimiz güçlü olduğu için bugün asker, polis ve muharip kuvvetlerimiz teröristlere karşı destanlar yazmaktalar.
Bu casuslukla planlar, projeler, yazılım bilgileri ele geçirilip bir 150 yıl ve 50 yıl daha kaybetmemiz istenmekte. Veyl o kimseye ki bir ayağı çukurda olduğu hâlde memleketinin istikbaline kıysın! Yazıklar o kimseye ki vatanını satacak kadar alçalsın!
14.04.2016
6 yıl
Demokrasi, olmazsa olmazdır
Demokrasi aslında bir nimettir. Varsayalım Suriye’de demokrasi olmuş olsa idi 500 bine yakın Suriyeli katledilmez, harabe hâline gelmez ve halkının yarısı Suriye dışında mülteci konumuna düşmez idi. Ege Denizi’nde yüzlercesi boğulmaz, Avrupa’da sınır telleri önünde aç, susuz ve soğukta kalmazlar idi...
Zalim Esad ve katil babası vaktiyle, askerî darbe yaparak iktidarı gasbetti. Suriye’yi âdeta kendi çiftlikleri bildiler. Bu zalimler sahip oldukları iktidarı ve son derece lüks hayatlarını ve maddi imkânlarını kaybetmemek için halka zulmediyorlardı.
Suriye’de demokrasi olsaydı halk millî iradesi ile bir iktidarı devirir bir başkasını iktidar yapardı. Oysa böyle olmadığını bütün dünya acı bir şekilde görmüş oldu. Zalim ve katil Esad, Putin ve PYD 'ateşkes’e rağmen masum insanları öldürmeye devam ediyorlar. İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi dahi "PYD ve PKK’nın aynı olmadığını söyleyen aptaldır" demiştir.
Rusya’nın DAEŞ ile işi yoktur. Esad’ın yanında ve ılımlı muhalifleri katletmektedir. PYD’nin gelecekte Suriye ordusu tarafından katledileceği kesindir. Suriye halkı bölünmeye karşıdır. ABD ve Rusya PYD’yi bazı menfaatleri karşılığı satacaktır.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Siyonizm dünya halklarına zulmeden en büyük çete ve terör teşkilatıdır. Bu şer güçler, dünyayı aralarında paylaşmışlardır. 2.5 milyar Müslümanı hakkıyla temsil eden bir ülke yoktur.
Dış politikadan sizlere bu kadar aktardıktan sonra, biraz da iç politikadan bahsedeyim...
Son kamuoyu araştırmalarına göre halkın yüzde 81’i yeni anayasa istemektedir. Yeni Anayasa’dan kaçan CHP’den, halk da kaçmaktadır. Bugün seçim olsa CHP’nin oyu en fazla yüzde 24’tür. AK Parti yüzde 52, MHP yüzde 10 yerli ve millî olmayan HDP'nin yüzde 10 oy alması muhtemeldir. Kamuoyunun çoğu PKK’ya karşı yapılan mücadeleyi desteklemektedir.
Bütün savaşların arkasında Yahudi vardır. Yahudi’nin dünya hakimiyeti ile stratejisi şöyledir ki; (1871 tarihli İtalya Devlet Arşivindeki belgelere göre) 3 tane dünya savaşı planladılar. Birinci Dünya Savaşında İngiltere yoktur. Çünkü o dönemde Yahudi İngiltere’yi idare ediyordu. Başta Osmanlı olmak üzere imparatorluklar yıkılacaktı. İkinci Dünya Savaşında ise İsrail kurulacak İngiliz İmparatorluğu yıkılacak idi. Üçüncü Dünya Savaşı da Yahudi ve onları destekleyenlerle Müslümanlar arasında olacaktır. Bu savaşın sonunda da Yahudi dünya hakimiyeti kuracaktır!
Oysa unuttukları hakikat; Yahudi’nin hesabı varsa Allahü tealanın da bir hesabı olduğudur. Bir hadis-i şerif mealine göre; "Araplarla Yahudiler arasında savaş olmadan kıyamet kopmaz." Bu savaşta ağaçlar ve taşlar dile gelerek "arkamda Yahudi var" diyecektir.
İslam Dünyasının bugünkü felaketinin en büyük suçlusu (Türkiye ve birkaçı hariç) İslam ülkelerindeki liderler ve bürokratlarıdır. Çünkü bu kesim bugün, Siyonizm ve emrindeki Batı’nın uşaklarıdır!..
6 yıl
Hainler hep vardı...'
1991’de Sovyetler Birliğinin dağılması üzerine “Soğuk Savaş” sona erdi. Daha sonra ABD, Yeni Dünya Düzenini gündeme getirdi. Yani “Müslümanların birbiriyle savaşmalarına” karar verildi. Emirlerindeki Müslüman ülke liderleri ile bu işi başardılar. Esad bir numaralı adamlarıdır.
Arap ülkelerinde ve Suriye’de Baas Partisinin 2 hedefi vardır. Birincisi Arap milletini İslamiyet öncesi yani Asr-ı Saadet öncesi cahiliye devresine döndürmek ikincisi ise Arap milletini bu görüş ve inanç içinde birleştirmektir. Baas Partisinin kurucusu Hıristiyan Arap Mişel Eflak’tır. Ve ölümünden sonra Vatikan bu kişiyi “Aziz” ilan etmiştir.
Casuslukla suçlanan Can Dündar ve Erdem Gül, ilk duruşmasına katılan ve birlikte fotoğraf çektiren (İngiltere-Fransa-Hollanda) başkonsoloslarının bu tavrı sanıklara destek olmaktan çok Türkiye halkına ve devletine saygısızlıktır. Türk ve İslam düşmanı Batı’nın köleleri ve devşirmeleri sözde aydınlar aslında hainlerdir.
AK Partinin yaptığı her şeyi kötülüyorlar. Batı’nın söylediği her şeyi tasvip ediyorlar. Merkel bile Türkiye’nin Suriye meselesinde haklı olduğunu itiraf ederken; devşirme millî ve manevî değerlerin düşmanı sözde aydınların tavrı değişmemiştir.
Türkiye’de Baas Partisi gibi 2 parti vardır. Biri HDP diğeri de CHP’dir. İkisinin de hedefi eski Türkiye gibi vesayet rejimini tesis etmek ve dikta rejimlerde olduğu gibi Türkiye’nin gelişmesini önlemek, halkın millî iradesine karşı çıkmak ve Batı’nın taşeronluğunu yapmaktır.
Türkiye’de terörün odak noktası Paralel Yapıdır. Bu yapının merkezi de ABD’dir. Paralel Yapı yüz milyarlarca dolar kara parayı aklayan kişiyi himaye ediyor. Paralel Yapı ve PKK terör örgütünü ABD ve AB terörist örgüt olarak kabul etmiyor. Bazı haberlere göre Kandil’deki teröristlerin üçte ikisi İran’a kaçmıştır. Zaten PKK’nın en büyük destekçisi İran’dır. 2016 Mart sonuna göre: 265 günde 3580 terörist ölü, 601’i yaralı ele geçirilmiştir. 574 terörist teslim olmuş, 601’i de yakalanmıştır.
Geçmişte Hıristiyan Batı potasında eriyerek millî ve manevî değerlerden kopan yani Batı’nın devşirmeleri Osmanlıya ve İslamiyet’e düşman sözde aydınlar (istisnalar hariç) Sultan Abdülhamid’e düşman idiler. Tevfik Fikret bir şiirinde Sultan’a suikast yapan Ermeni teröriste “Şanlı Avcı” demektedir. Sultan Abdülhamid Han tahttan indirilince Osmanlının “Güllük gülistanlık” olacağını iddia etmişlerdi. Ama maalesef 10 sene içinde 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış oldu...
6 yıl
TERÖR BELASI
Batı, münafıktır; yani çifte standartlıdır. ABD ve AB terörist listesini Türkiye’den gizlemektedir. Küfre rıza küfürdür. Zulme rıza zulümdür. PKK’ya destek verenler zulme rızanın yanında destek vermektedirler. PKK Kürtleri asla ve asla temsil etmiyor. Emperyalist güçlerin emrinde zalim bir terör teşkilatıdır.
Kürt Din Âlimleri ve Medreseleri Cemiyeti Başkanı'nın ifadesine göre, dünya tarihinde PKK’nın Kürtlere verdiği zararı kimse vermemiştir. Batı ülkeleri çok büyük terör felaketlerine maruz kalabilir (asla olmasını istemeyiz). Neden? “Zalime yardım eden onun zulmüne maruz kalır.” Bu söz Allahü tealanın dostlarına aittir. Ben endişeliyim. Brüksel yakınındaki nükleer santral korumalarından biri öldürülmüş ve üzerinden (gizli) giriş kartı alınmıştır. Uzmanlara göre; “Her terör eylemi emperyalist güçlerin (kriptolu) mesajıdır.” Ve bu güçlerden habersiz asla ve asla terör eylemi olamaz.
İnkârı mümkün olmayan bir gerçek ise; sosyal medyanın tahribatı, PKK’nın ve diğer teröristlerin tahribatından daha fazladır. AK Parti iktidarı kanuni yollardan bu zehirli algı metodunu önlemelidir. Türkiye’de yerli ve millî olmayan Batı’nın devşirmesi eski (dinozor) yazarları, yalan haber, montaj, fotoğraf ve yıkıcı faaliyetleri ile algı operasyonu yapıyorlar.
Bu ülkeyi sevenler umutsuz olmayın. Zalim ve hainler hüsrana uğrayacaktır. (İNŞAALLAH)
Solcular arasında millî ve yerli olanlar çok azdır. Bu nadir kişilerden biri de Attila İlhan'dır. Bir yazısında Osmanlı ve Cumhuriyet devrinde daima en az yüzde 10’luk hain kontenjanının olduğunu belirtmiştir. Ki kanaatimce bu oran çok daha yüksektir. Bu hainlerin çoğu devlet kadrolarında ve üniversitelerde yuvalanmıştır.
Ve bu hainler devletten yüksek maaş alırlar. Haftanın bir günü bile mesaileri yoktur. Tek mesaileri ise protestolarda ve provokatif hadiselerde yer alırlar. Üniversitede çıkan terör hadiselerinin yalnız destekleyen değil planlarını yapanlar da üniversite görevlileridir (istisnalar hariç)...
Bu ülkede kim hizmette zirve yapsa, Batı’nın devşirme ve hain sözde aydınları düşman olurlar. Erdoğan’a dış güçler ve onların "Zombi", "Mankurt" ve "Truva Atı" sözde aydınları neden düşmandır?
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde camide namaz kılınıyor, Kur'ân-ı Azim’üş-şan okunuyor… Varsayalım Külliye'de alkollü içki sofraları olsaydı ve geçmişte olduğu gibi Beylerbeyi Sarayı’nın havuzuna zorla getirilen genç ve bâkire kızlar çıplak girip, içkiler yudumlanıyor olsaydı Erdoğan’a “Nobel Ödülü” verilirdi. Erdoğan’a düşmanlıklarının sebebi Erdoğan’ın İslamiyet’e ve Müslümanlara saygılı olmasından kaynaklanmaktadır...

6 yıl
"Üç Aylar" ve Regâib Kandili...
Müminlerin gönülleri gibi gecelerini de aydınlatan kandillerin dördü "Üç Aylar"ın içindedir. Bunların ilki bu gece idrâki ile şerefleneceğimiz "Regâib Kandili"dir...

Yarın; sanki daha dün uğurladığımız "üç aylar" başlıyor... Rahmet, bereket, mağfiret ve fazilet mevsimi yine geldi hamdolsun. Müminlerin gönülleri gibi gecelerini de aydınlatan kandillerin dört tanesi bu aylar içindedir. Bunların ilki bu gece idrâki ile şerefleneceğimiz receb ayının ilk cuma gecesi olan "Regâib Kandili"dir.
Sevgili Peygamberimiz aleyhisselâm receb ayına girince şöyle dua buyururdu: "Ya Rabbi! Receb ve şaban aylarını bize mübarek kıl ve bizi ramazan ayına kavuştur."
Biz de aynı duayı yapacak olursak sünnet-i seniyyeye uymuş ve bu kıymetli ayların bereketine kavuşmuş oluruz.
Bu fırsatlar bir daha ele geçmeyebilir. Bir başka Regâib Kandili daha gelebilir fakat biz görmeyebiliriz. Ölümün ne zaman ve nerede geleceği bilinmez, nefesler sayılıdır. Her nefes alıp verdiğimizde bir sayı azalıyor.
Böyle mübarek gecelerde yapılan dualar ve ibadetler, diğer zamanlarda yapılanlardan daha kıymetlidir. Rabbimize açılan eller boş dönmez. Günâhlardan da çok sakınmalıyız. Faziletli zamanlarda yapılan ibadetler kıymetli olduğu gibi günâhları da daha tehlikelidir... Günâhların sonu azaptır. "Sonu ateş olan bir lezzette hayır yoktur" demişlerdir.
Nefis ve Şeytan'a uyarak işlediğimiz günâhlardan vakit geçirmeden tövbe etmeliyiz. Tövbeyi geciktirmek de günâhtır. Hadis-i şerifte "Helekel müsevvifun" buyurulmaktadır. Yani, "Sonra tövbe ederim diyenler helâk oldular."
Beklenmedik bir zamanda Âzrail aleyhisselâmla karşılaşılırsa artık yapılacak hiçbir şey kalmaz.
Tövbenin şartlarını yerine getiren ve samimi bir tarzda tövbe edenin bütün günâhlar affedilir, hiç günâh işlememiş gibi olur.
Receb ayı çok kıymetli bir aydır. Her gecesi kıymetlidir. Her cuma gecesi de kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince daha kıymetli olmaktadır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: "Receb, Allahü teâlânın ayıdır. Receb ayına ikram edene, saygı gösterene, Allahü teâlâ dünyada ve ahirette ikram eder."
Hesaba çekilmeden önce kendimize hesap soralım, kusurlarımızı tesbit ederek onlardan uzaklaşmaya çalışalım. Bol miktarda sadaka verelim, fakirleri sevindirirsek Rabbimiz de bizi sevindirir.
Büyüklerimizi mümkünse bizzat ziyaret edelim, kandillerini tebrik edelim, mümkün olmazsa telefonla bu vazifemizi yerine getirelim.
Büyükleri ziyaret ederken vefât edenleri de unutmamalıyız. Kabirlerini ziyaret eder, onlara okursak ruhları şad olur.
Bu mübarek kandil gecesinin ve "Üç Aylar"ın hepimize ve bütün İslâm âlemine hayırlara vesile olmasını temenni ederim...
DH Mobil uygulaması ile devam edin.
Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin.
Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.