MİNİ SÜRÜM

Donanım Haber

Uygulama ile Aç
Kayıt

Yüzbaşı
26 Temmuz 2012
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
10 üye
Görüntülenme (?)
373 (Bu ay: 9)
Gönderiler Hakkında
3 ay
Dihidrojen monoksit yasaklansın! Zehirleniyoruz!

Arkadaşlar bu kimyasal tüm Dünya'yı tehdit etmekle beraber ülkemizde tüm göl, nehir ve barajlarda rastlanmış bulunmakta. Başlıca zararları arasında;

-asit yağmurlarının ana unsurudur

-kazara solunması ölüme yol açabilir

-ölümcül kanser tümörlerin içinde bulunmuştur

-erozyona sebebiyet verir

olarak gösterilebilir.

Amerika'da bu kimyasalın yasaklanması için kampanyalar, anketler yapıldı ve birçok vatandaş kampanyaya destek verdi. Eminim ki ülkemizde de böyle bir kampanya olsa büyük destek görür.


https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=http://store.donanimhaber.com/07/f9/76/07f976a6eaafe628ff9f8e7c071f8dde.jpeg&t=0&width=480&text=1




















Fakat çok az kişi bu kimyasalın aslında "su" olduğunu fark etti. Dihidrojen monoksit=H2O=su 


Amerika'da bununla ilgili sosyal deney yapan bir lise öğrencisi, birçok imza toplamış ve imza verenlerin oranı, yüzde 86'yı bulmuş. Bu deneyde insanların nasıl kandırılabildiği ve bu gibi bilgilerin nasıl sorgulanmadan, araştırılmadan hızlıca yayılabildiği gösterilmiş. 1997 yılında ise bu çalışma idaho falls blim fuaronda birinci olmuş.

10 ay
Kendi kendine oluşum ve tanrı hakkında
Bir şeyin kendi kendine oluşma durumu yada tesadüfen oluşma meselesi genelde din felsefesinde ortaya çıkan tartışma konularından biri.
Kendi kendinelik ne demek? Bir şeyin kendi kendine oluşup oluşamaması ne demek? Bir şeyin kendi kendine oluştuğunu yada oluşmadığını belirleyecek bir metod var mı?

Kendi kendine kavramı, oluşmuş ve oluşan bazı şeylerin arkasında bunu bilinçli ve amaçsal olarak tasarlayan bir şeyin olmadığı anlamına gelir. Yani bir şeyin kendi kendine oluştuğunu söylemek, o şeyin bir bilinç tarafından etkilenmediğini/meydana getirilmediğini söylemekle aynı şey. Bazen bu kavramın, olguların doğa yasalarına tâbi olmayan gibi yanlış bir anlamda kullanıldığı da olur. Mesela bir bulut kendi kendine oluşur dediğimizde; oluşumunun belli etkenlerden etkilenmediği, nedenselliğe tabi olmadığı yada sebepsizce oluşuverdiği gibi bir anlamda değil, onu oluşturan şeyin bilinçli bir şey tarafından meydana getirilmediğini kastederiz. Kısaca bu kavram, oluşan şeylerin arkasında bunu bilinçli ve amaçsal olarak tasarlayan, etki eden bir şeyin olmadığı anlamına gelir.

Bir şeyin kendi kendine yada tesadüfen oluşup oluşmadığını nasıl bilebiliriz? Duvara saplanmış bir mermi gördüğümüzde, merminin duvara kendi kendine saplandığını düşünmeyiz çünkü mermi bir rüzgarın yada bir sineğin hareket ettirebileceği bir şey değil. Yada bir ev, araba, robot, uçan bir uçurtma gördüğümüzde bunların kendi kendine, bilinçli bir şey tarafından yapılmadığını düşünmeyiz. Bunların arkasında bunları bilinçli bir şekilde planlayan, uygulayan ve düzenleyen bir şeyin olduğunu düşünmek gayet normal. Fakat burada daha ateş edeni yada merminin duvara nasıl saplandığını görmeden, bir arabanın ve evin meydana gelişini, uçurtmanın uçmasına sebep olan şeyi o 'an'da görmeden/deneyimlemeden neden bunun kendi kendine oluşamayacağını düşünürüz? Çünkü yaşantımızda bir bilinç ile, irade ile ateş edildiğini gördüğümüz, arabaların ve evlerin insanların bir çabasının sonucu olduğunu deneyimlediğimiz ve bunun haricinde bir deneyimle karşılaşmadığımız için bunun tesadüfen, kendi kendine olamayacağını düşünürüz. Çünkü hayatta hiçbir zaman bir sineğin yada bir sandalyenin silahın ağzına mermiyi verip tetiğe çektiğini deneyimlememişizdir, belli bir arı grubunun araba topladığını yada bir rüzgarın robot tasarladığını deneyimlememişizdir. Ve bu dile getirim doğuştan gelen bir bilgi değil, deneyimle elde edilen bir durumdur. Eğer doğduğumuzdan beri böyle bir hareketin bir karınca tarafından yapıldığını birçok kez deneyimleseydik, ineklerin toplaşıp kendilerine bir fabrika kurduğunu, kuzeyden esen bir rüzgarın gökdelen inşaa ettiğini deneyimleseydik, bunları gayet normal karşılardık, aynı şuanda bunların oluşumlarını normal karşıladığımız gibi.

Peki bir şeyin oluşumunu daha önce hiç deneyimlememiş isek, bu şeyin kendi kendine oluşup oluşmadığına nasıl karar verebiliyoruz? Bu zamana kadar bir telefonun nasıl oluştuğunu görmemiş ve deneyimlememiş isek, bir telefonun kendi kendine oluşamayacağına/bir bilinç tarafından meydana getirilmiş olduğuna nasıl ulaşıyoruz?
Cep telefonunu ilk kez deneyimlediğimizde, üretildiği/ortaya çıktığı anı deneyimlemeden de bunun içerdiği parçalardan, tuşların dizilişininden ve tasarımından tut, çevrenin(insanların,reklamların,medyanın) etkisiyle yola çıkarak ve bunun haricinde oluşabilecek birşey duymadığımız/karşılaşmadığımız için(telefonların maden ocaklarından çıkartıldığı, bazı ağaç türlerinde yetiştiği gibi) bunun insan yapımı olduğuna zaten büyük bir ön güvenç verebiliriz.
Ve bunu deneyimleme olanağına da sahibiz, gerçekten eyleme geçecek kadar şüphe duyduğumuzda üretim fabrikasını ziyaret edebiliriz. Sadece telefon için geçerli değildir bu; bir fön makinesi, bir kalem bile olabilir. Ayrıca bu sebeplerle karara varmamız ile, evren hakkkında aynı karara varmamızın arasında ki farklardan biri de, bu oluşumların arkasında bilinçli bir irade görüp görmemek potansiyeline sahip olup olamamızdır. Bir şeyin kendi kendine yada tesadüfen oluşup oluşmadığını, o şeyin arkasında bunu bilinçli ve amaçsal olarak tasarlayan şeyi geçmişteki veya şuandaki deneyim yoluyla ulaşabiliriz. İlk önce oluşun ardındaki sebebi, sonrada bu olguyu ifade edecek bir dile sahibim. İradenin ve bilincin muhattabı da, yapısında bilinç, irade yada canlı olan her şeydir.

Dolayısıyla bir oluşun arkasında, bu oluşun bilinçli bir şey tarafından yapıldığını deneyimlememişsek, bu oluşum kendi kendine oluşmuş demektir. Peki evrenden, samanyolundan tutunda bir karıncanın yada karmakarışık bir organizmanın oluşumuna kadar, her şey kendi kendine mi oluştu? Evet. Çünkü biz evrenin, samanyolunun veya diğerlerinin arkasında bunları planlayan bilinçli bir şey deneyimleyemediğimiz için, bu deneyimlenmemiş şeyde dilde var olamaz, çünkü dilim dünyayı temsil eder ve dolayısıyla bunların hepsi de kendi kendine oluşmuş olur.

Fakat teizmde evrenin yada bir şeylerin kendi kendine oluşamayacağı düşüncesi deneyimin değil, tanrı inancının ortaya çıkardığı bir tezdir. Çünkü tanrıya inanıyorsam, zaten olan şeylerin arkasında ben tanrıyı deneyimlemesem bile onu tasarlayan bir tanrıdan söz edebildiğim için, muhattabım bilinçli ve tasarımcı bir tanrıdır. Dolayısıyla burada artık kendi kendinelik gözlemden ve deneyimden koparak salt inanç halini alır.

Bu noktada 2 önemli sorun ortaya çıkıyor; birincisi tanrı, bir 'şey' olmadığı için böyle bir potansiyele de dahil olamaz ve dolayısıyla bilince de sahip olamayacağı, ikincisi de bu salt bir inancın, deneyimden üstün tutulması.
Kendi kendine oluşmamış denilen şeyde, bilincin muhattabına bakarak, dolayısıyla deneyimleyerek, dolayısıyla bir bilince sahip ve bu potansiyeli taşıyan şeyin deneyiminde anlayabiliriz. Ama tanrı bir şey(maddeye indirgenebilen) değil, dolayısıyla bir bilince de sahip değil, dolayısıyla böyle bir potansiyeli bile taşımıyor.
Aksine tanrı bilinçlidir, iradelidir demek, tanrının bilinci ortaya çıkaran şeylere(olgulara) sahip olduğu anlamına gelir. Hem bilinçli, hem merhametli, hem şu, hem bu deyip tuzu biberi ekledikten sonra, tanrı bir şey değildir demek, onu hiçbir maddeye karşılık getirmemek kavramların oyununa gelmektir, kavramların mantığını çiğnemektir. Dolayısıyla evrenin, bizlerin kendi kendine oluşmadığını söylemek, tanrının da bir bilince(bilinci ortaya çıkaran olgulara) da sahip olduğunu-aynı zamanda bir şeylere de sahip olmadığını- ve bunu deneyimlediğimizi önkabul görür.
Ayrıca bu salt inanca dayanarak, kendi kendine oluşamaz diyebileceğiniz şeylerin arkasında deneyimleyemediğimiz bir bilinç yoksa ve buna rağmen hala aynı şeyi savunuyorsak bu, deneyime karşı inancın daha baskın olma halidir. Yani sağ avucumuzda var olmayan şeyi, sol avucumuzdaki var olan şeye tercih etmek gibi mantıksızdır.

Peki evrenin yada kendisine muazzam bir görkem, ihtişam duygusu hissettiren bir oluşumun kendi kendine oluşamayacağı düşüncesine sahip birinin, bunların kendi kendine oluşma düşüncesine ilk anda nasıl bir tavır sergileyebileceğini ve bu düşüncenin kendisinde nasıl bir saçmalık, mantıksızlık hissettireceğini tahmin edebilir misiniz?
İnanılmaz derecede çevreden etkilenebilen bir canlıyız; düşüncelerimiz, hissettiğimiz duygular gerçeklik algımızla ilişkili. Belli bir zamandır hissettiğimiz şeyler, bu hissi ortaya çıkaran durumların ortadan kalktığı gibi ortadan öylece kalkmazlar, aynı bir futbolcunun futbolu bıraktığında yeteneklerini de anında kaybetmediği gibi, bizde o hisleri ve duyguları içimizde barındırmaya devam ederiz. Bunun sonucunda da bu gibi düşüncelere hissiyatımız doğrultusunda karar vermemiz, bu düşüncenin de bizim sağduyumuza uygun gelmeyişi de o derece olası.
12 ay
Tanrının bir "şey" bile olmaması hakkında
Selam arkadaşlar.

Tanrının neliği hakkında bazı sorunlarım var.
Bir şeyin var yada yok olduğuna nasıl karar veririz? qagi var mıdır yok mudur? qagi'nin varlığını veya yokluğunu bilmem için ilk önce onun ne olduğunu, hangi niteliksel özelliklere sahip olduğunu bilmem gerekirdi değil mi? Çünkü ona özgü olan niteliklerine ve ortaya çıkaracağı etkileri bilerek, onu arayacağım. Bu niteliğe ve etkiye sahip etkenlerin karşılığını bulamazsam, "yok", eğer bulursam "var" diyeceğim. Buradaki varlık veya yokluk mutlak zamanda değil anlık zamanda, süreç içinde geçerli birşey. Fakat burada henüz varlığı bilinmeyen bir şeyin, niteliğinin bilgisini nasıl önceliyoruz sorusu akla gelebilir. Buradaki varlık daha önceden deneyimlenmiş şey de olabilir yada deneyimlerimizin hayal gücü ile yoğrulması sonucu yarattığımız bir kavram da olabilir. Eğer bir şeye atfedilen özelliklerin nesnel düzlemde bir karşılığı yoksa, böyle bir şey ancak kavramca var olmaktan öteye gidemez ve burada insan aslında varlıktan bir yokluk yaratır. Çünkü varlık anlayışımız bu. Başka bir anlayış nasıl olabilir?

Şimdi aynı şeyi tanrının varlığı ve yokluğu konusuna çekersem, o halde aynı şey tanrı için geçerli olmaz mı? Tanrı nedir ki, hangi etkilere ve niteliklere sahip ki bunlara dayanaraktan var yada yok diyebileyim? Eğer tanrıyı değilde onun etkileşimlerini, etkilerini bilmekten bahsedecek olursak da; tanrı ne imiş ki, bu etkileri oluşturmuş? Çünkü bir şeyin ne olduğunu bilmiyorsak, onun oluşturacağı etkilerini de bilemeyiz ve buna dayandırılan şeylerde anlamsızlaşır.
Şimdi bunu dediğimde, tanrıyı maddesel olarak tanımlama gereği doğuyor ve bazı teistler yada tanrı kavramını açıklayanlar, tanrının maddeye indirgenemeyeceğini söylüyorlar.
Şimdi bu ne demek? Madde dediğimiz şey, insanın doğrudan veya dolaylı olarak tespit ederek kimlik verdiği bir takım şeyler değil mi? Bu sınıra giren her şeye madde(var olan şey) demiyor muyuz? Yoksa aslında tanrıda bir şey ama bizim asla tespit edemeyeceğimiz ve bu yüzden madde olamayacağı(ama belli bir düzeyde oda madde/şey) anlamına mı geliyor?(o halde bu bilgiye nasıl eriştik?)
Eğer böyle bir anlam yok ise, aslında teistler tanrı maddesizdir diyerek kendi ağızlarıyla onun yok olduğunu söylemezler mi? Buradaki yokluk, onun niteliği olup ama evrende bir karşılığı olmadığı gibi bir şeyden değil, onun niteliğinin bile olamayışından geliyor. Tanrı, niteliğe bile sahip olmayan hiçbir şey(şey bile değilmiş). Bu niteliksiz şey de hiç bir etki doğuramaz, hiç bir sebebe dahil olamaz. Çünkü "sebep-etki-olgu" maddenin içinde meydana gelen olaylar.

Buna karşı gelen eleştirinin biri şudur "eğer tanrı maddeye indirgenirse sınırlı olur" düşüncesi. Peki burada "sınır"ı ortaya çıkaran şey nedir? Bir şeye sınır çizebilmek için, o şeyin ardını da yani her iki yakasını da düşünmemiz gerekirdi, ki belli bir sınır kavramından söz edilebilsin. Sınırlılık da madde içinde anlam kazanan bir ifade ve maddesizlik de maddenin ötesi olamaz çünkü bir öteden söz etmemiz için o ötenin var olması gerekirdi. Eğer zaten bir öteden bahsetmiş isek, o "öte" de maddeye bürünmüş demektir. Burada yanlış anlaşılan algı; maddesizlik sanki özgürce her şeyi yapabilir, yapmada etmede sınırı yoktur ama madde ancak kendi maddesel özelliği kadar şeyler yapabilir ve madde bu yüzden sınırlıdır; halbuki tam tersi. Maddesizlik hiçbir şey yapamaz, maddesizlik düşünülemez bile, sen onu düşünüp kafanda bir resim çıkardığın zaman o zaten bir kimlik kazanarak maddeleşir/kavramsallaşır. Bu yüzden tanrı maddesizdir demek öyle bir şeyin zaten olmadığını söylemektir.
Ayrıca tanrı, kavramdan öteye geçemiyorsa onun fikri/düşüncesi benle birlikte yaşayabilir. Ben yok olduğumda onun gerçekliği de benle birlikte yok olur. Burada "senin yok oluşun yada tanrıya dair fikrinin değişmesi, tanrının da yok olacağı anlamına gelmez" gibi bir eleştiri; bir insanın demirin paslandığını düşünmesinin demirin paslandığı anlamına gelmez gibi bir anlam taşımaz, çünkü bu ancak o şeyin maddesel bir kimlik kazandığında anlamlı olacak bir şeydi. Ama söz edilen gerçeklik maddesel bir şeye karşılık gelemediği için, gerçekliği ve varlığı sadece düşüncemde belirir...


Siz ne düşünüyorsunuz?
2 yıl
Enkazda hayatta kalmak için yöntemler
Merhaba arkadaşlar.
Bu konunun amacı enkazda hayatta kalma olasılığımızın yüksek olması için önceden ne gibi önlemler alınabilmesi, neler yapılabilmesi hakkında fikir üretip beyin fırtınası yapmak. Ön kabulümüz binamızın depremde kesinlikle yıkılacağı, dolayısıyla fikirlerimiz de buna göre olmalı. Herkes kendi fikrini söylese ve fikirlerimizi de iyileştirirsek faydalı olacağını düşünüyorum.

Genelde deprem öncesi eğitimlerde deprem anında masa altına girilmesi, sağlam eşyaların yanında hayat üçgeni dediğimiz metodun uygulanması gerektiği anlatılır. Şahsen bunlar çoğu zaman beni ikna etmiyor. Çünkü bu yöntemin faydalı olabilmesi için bunu sağlayacak belli durumların olması gerek. Mesela hayat üçgenini metodunu eleştiren bir makale de, hayat üçgeninin işe yarayabilmesi için binanın 'pancake' denen bir şekilde yıkılması gerekiyor. Bu da yanlış anlamadıysam binanın kat kat üst üste yıkılması demek.
Fakat her bina bu şekilde yıkılmıyor ve binanın depremde ne tarafa doğru ve nasıl yıkılacağını belirleyen bir çok etken var. Fay hattının nasıl davrandığından tutunda zeminin ve yapının buna nasıl tepki verebileceğine dair bir çok olasılık var. Dolayısıyla bu metot her zaman geçerli olamayabilir. Bina yana doğru yıkılırsa yanına sığındığımız nesne bizi ezebilir. Binanın nasıl ve ne şekilde yıkılacağını önceden kestirmek güç.

Dolayısıyla öyle bir şey olmalı ki, bina hangi tip çökerse çöksün yine de hayatta kalma şansımız yüksek olmalı.

Benim en fayda sağlayacağını düşündüğüm şey;
1- DEPREM KABİNİ

Aynı resimde gördüğümüz gibi oldukça sağlam bir maddeden yapılan, 4 kişilik ve her insanın girebileceği, içinde hava maskesi/su/düdük/erzak vs olacağı; binanın kolonlarına bağlanacak olan sensörlerle, deprem öncesinde oluşan P dalgalarını tespit edip siren ile uyaran, sağlam bir kapalı kabin. Ve bu kabin evde kolayca erişebileceğimiz yerde olsa ve deprem anında aile fertleri bu kabinin içine girse nasıl olur? Ev kesinlikle yıkılacağından dolayı, nasıl yıkılırsa yıkılsın sonuçta bu zarar görmeyecek, tek yapmamız gereken kurtarma görevlilerin içinde bulunduğumuz kabini bulması ve çıkarması.
Daha önce bu kabinler tasarlanmış ve hatta 2004 yılında Zeytinburnu'nda bilinçli olarak çökertilen 5 katlı bir binada denendi ve başarılı oldu.

Ama nedense bu hiç gündemde değil Özellikle gelecek yıllarda beklenen İstanbul depremi için faydalı olacağını düşünüyorum.
Ayrıca bilim insanları tahtayı çelik kadar güçlü yapmanın yolunu da buldu. Belki gelecek yıllarda bu durum maliyet açısından bir işe yarayabilir.
Eğer almayı düşünenler için sanırım şu firma böyle şeyler tasarlıyor, internetten de araştırıp bulabilirsiniz; LIFEBOX-Deprem ve Panik Kabinleri


2- DEPREM YATAĞI

Bu proje ise özellikle gece uyurken olabilecek yıkıcı depremlerde hayatta kalmamızı sağlayan bir sistem olabilir. Yatak depremin büyüklüğüne bağlı olarak binada yaşanacak çökmeye karşı otomatikman çalışacak şekilde tasarlanmış. Deprem esnasında binada oluşacak çökme, binanın yatması yada büyük sarsıntılar sonucunda her olasılıkta yatak devreye girerek kafes halini alıyor. Son derece basit ve hızlı bir tasarıma sahip olan yatak, üzerindeki kişi içine düşecek şekilde kapağını açıyor ve kullanıcı içine düşer düşmez kapağı anında kapatıyor. Kasası tamamiyle çelikten yapılmış. Olası bir depren nedeni ile enkaz altında uzun süre kalacak insanlar için yatağın altındaki bölmeye çok miktarda su şişesi, konserve yiyecekler ve oksijen tüpü depolamakta mümkün.



Depremde binamıza yıkılacak gözü ile baktığımızda, bunların gibi başka ne gibi sistemler düşünülebilir? Siz ne düşünüyorsunuz?
2 yıl
Uyumaya çalışırken sesler duymak
Size de oluyor mu bu? Mesela yavas yavas uykum geldiginde kafamin icinde muzik veya baska sesler calmaya basliyor, bazende istedigim sesleri duyabiliyorum. Genelde uyku haline yakin oldugunda oluyor. Mesela daha demin yatarak telefonda bir seyler okuyordum ve yine sesler duymaya basladim, sesler yuzunden de okudugumu anlayamadim. Hep uyku oncesi oluyor, sesler duydugumda uykumun geldigini anliyorum artik.
Neden oldugu hakkinda bir fikriniz var mi? Yada bu durumdan bir fayda saglamak mumkun mu?
2 yıl
Laptop'un hoparlöründen çıt-çıt sesi gelmesi sorunu
Acer markalı laptop'umu açtığımda hoparlöründen 1 saniye aralıklarla çıt-çıt sesi geliyor ve bunun yanında hiç bir şekilde ses çalmıyor. Ancak kulaklık takarak bir şeyler dinleyebiliyorum ve kulaklık takınca da çıt-çıt sesi kaybolmuyor, laptop'u kapatıncaya dek.
Bu konuda yardımcı olur musunuz?
2 yıl
Kontenjanı dolmayan bölümlerin ek tercihlerdeki puanları?
Arkadaşlar merhaba.
Okuduğuma göre, bir bölümün ilk tercihlerin sonunda kontenjanı dolmadığında, ek tercihlerde puanı düşüyormuş, ek tercihlerde o bölüme girebilmek için TYT ve AYT barajı geçmek yeterli oluyormuş. Bu doğru mu, böyle bir şey var mı?
Şöyle bir demeç okudum:"Kontenjanı dolmayan bölümler için ek tercih yapılacak bölümlerin ilgili olduğu puan türünde TYT için en az 150, AYT için ez az 180 puan almış olmak gerekiyor. Kontenjanı dolmuş; fakat kayıt yaptırmayan öğrenciler sebebiyle boş kalan kontenjanlara tercihte bulunurken o bölüme yerleşen en son öğrencinin puanları
taban puanı olarak kabul edilir ve tercih yapabilmek için bu puana eşit veya puanın
üstünde bir puana sahip olmak gerekir."

Mesela benim hedeflediğim okul ve bölüm son 4 yıla bakıldığında ilk tercihlerde kontenjanını hiç dolduramamış, 10 kontenjandan en fazla 5 kişi kayıt yaptırmış olarak gözüküyor ki büyük ihtimal bu sene de kontenjanını dolduramayacak. Hedeflediğim bölümün taban puanı sayısal-245. Eğer bu doğru ise ve bende bu puanı yapamadığımı farz edersek, o halde ben ek tercihlerde sıralamaya ve bölümün kendi puanına bakılmaksızın TYT ve AYT'de barajı geçmem durumunda bölüme yerleşebilirim değil mi?
Daha geniş bilgisi olanlar aydınlatırsa sevinirim.
3 yıl
Basınç farkı
Merhaba arkadaşlar, bir şey danışmak istiyorum.
Okuduğum kadarıyla rüzgar, basınç farklılığından oluşuyor ve sanırım yüksek ve alçak basıncın arasındaki fark kadar kuvveti de doğru orantılı.
Sorum şu; eğer belli bir alanda basınç farkının olmadığını varsayarsak, burada rüzgar diye bir şey olmaz değil mi?(Çünkü rüzgar basınç farklılığından oluşan bir olgu) Ve aynı zamanda basınç farkının olmadığı bir yerde de 'yüksek ve alçak' basınçtanda söz edilemez değil mi, çünkü yüksek ve alçak, basıncın farklı olduğu durumlarda söz konusu bir durum, değil mi?
Yani sonuç olarak, belli bir alanda veya bölgede basınç farkı yoksa, orada alçak basınçta, yüksek basınçta ve dolayısıyla rüzgardan da bahsedilemez. Doğru bir yaklaşım mı bu?
3 yıl
Deprem tahmincisi Veysi Kurt'u kaybettik...
Belki de çoğumuzun tanıdığı veya önceden de duyduğu emekli Astsubay ve aynı zamanda elektrik-elektronik teknisyeni olan Veysi Kurt, dün hayatını kaybetti. Kendi tasarladığı "Cankurtaran" isimli bir cihazıyla birçok depremi önceden tahmin etmişti.


Bugün öğle namazında cenazesi vardı.


Kendisini çok öncesinden de takip ederdim, sürekli devletin destek vermemesinden yakınıyordu, kendi cihazının patentini de almıştı. Üzüldüm açıkcası, hepimizin başı sağolsun..
3 yıl
Verimli kitap okuma teknikleri
Merhaba arkadaşlar.
Hepimiz belli bir zamanda ve belli bir tür kitap okuyoruz ve buna zamanımızı ayırıyoruz.
Bir kitap, nasıl daha verimli okunabilir? Kitap okuduğunuzda verim alabilmek, kitabın sunduğu bilgiyi ve düşünceyi oradan çıkarabilmek için uyguladığınız yöntemler var mı? Varsa bunlar neler?
Herkes verim alabilmek için nasıl bir yöntem izlediğini yazsa bu konuda daha iyi faydalanacağımızı düşünüyorum.

Ben önceden kitabın önemli gördüğüm yerlerin altını çizer ve bilgisayara word dosyasına özet çıkarırdım fakat bu biraz zaman alırdı ve sadece 2-3 önemli bulduğum kitabın özetini çıkardım.
Şimdi daha farklı ve pratik bir teknik deneyeceğim. Kitap okurken bir kırmızı kalem bir yeşil kalem ve bir de tükenmez kalem yanımda bulunduracağım. Kırmızı kalemle bilgi veren cümlelerin altını, yeşil kalemle de önemli gördüğüm cümlelerin altını çizeceğim. Her sayfada belli bir konu anlatıldığında sayfanın en üstteki boş kısma hangi konudan/düşünceden bahsediliyor ise o konunun başlığını yazacağım.( Ör: Okyanus hakında bilgi veriyorsa "Okyanus hk") Eğer bir konu hakkında bir sorum olursa en alt boşluğa ise soruları yazacağım. Kitap bittiğinde ise sayfanın üst boşluğunda yazdığım tüm konu başlıklarını sayfa numarası ile birlikte bir word dosyasına aktarmayı düşünüyorum. Atıyorum okyanus hakkında bilgi lazım olduğunda worddan oyle bir konu olup olmadığını aratıp, eğer varsa da o kitabın sayfasını açıp o bilgiden faydalanmayı umuyorum. Tabi bunun yanında kitabı anlayarak ve odaklanarak okumakta büyük öneme sahip.

Siz ne düşünüyorsunuz?
DH Mobil uygulaması ile devam edin.
Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin.
Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.