MİNİ SÜRÜM

Donanım Haber

Uygulama ile Aç
Kayıt

Yarbay
07 Kasım 2006
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
23 üye
Görüntülenme (?)
344 (Bu ay: 1)
Gönderiler Hakkında
4 ay
yeni çıkan "Rakam Açıklama" yöntemi
Şehzade diyor ki: "hayvancılık bizim dönemimizde şaha kalktı" ve bunu kanıtlamak için de: "hayvan sayısını rekor düzeye kadar arttırdık" diyor.



"hayvan sayısı" dediği şey de, kayıtlı küpe sayısı. halbuki, bu herifler sürekli "küpe affı" getiriyolar, hayvanların küpeleri düşürülüp yerine yeni küpeler takılıyor. aynı hayvan sisteme ikinci ve üçüncü kez kaydediliyor. hayvan son küpe ile kayıtlı olduğu için hayvan öldüğünde eski küpeler askıda kalıyor ve sayı daha da şişiyor.



hayvancılığın gelişmişliğinin yegane ölçütü et ve süt ürünlerinin fiyatlarıdır. bu fiyatlar da ortada. daha geçenlerde markette gözümün önünde bir teyze peynir fiyatına inanamadı, bana sordu: "burada 50 mi yazıyo" diye. evet dedim. teyze: "bunlar nasıl bu kadar pahallabilirler! ben bunu alamam ki" dedi ve çıktı marketten.



halk gerçekten temel gıda ürünlerine ulaşımda sıkıntı çekiyor, ama, reisin bu duruma tepkisi şu:


https://www.youtube.com/watch?v=yEMsSG-vJyg&t=34s



"büyüme oranlarına bakıyosun, şu anda dünyada en iyi noktada olan ülkeyiz. IMF'in ölçeklerine bakıyosun, OECD'nin ölçeklerine bakıyosun, en iyi konumda olan ülkeyiz. ama bunlar hesap kitap bilmiyor"



reis diyo ki: "hesap-kitap bilen adam ekonomimizin iyi olduğunu hesaplayabilir" sayın reis, markette peyniri alamayan teyzeye gidip de: "OECD ölçeklerini hesapla" mı diyeceksin? peynir alamayan teyzeye: "biz hayvan küpe sayısını arttırdık, hayvancılık gelişti" mi diyeceksin? kadın düne kadar alabildiği süt ürünlerini ARTIK ALAMIYOR işin GERÇEĞİ bu, gerisi teferruat.
5 ay
Paramızın bitmişliğini bir kez daha anladım. Turistler için Türkiye = sudan ucuz ülke
Pazar günü üç arkadaş Kadıköy'ün isim yapmış dönercilerinden birinde birer buçuk porsiyon döner yedik, yanında göstermelik değil aksine çok güzel bir salata vardı, pilav üstü döner olmasına rağmen yanında ayrı patates kızartması vardı (detayları neden verdiğimi birazdan anlayacaksınız) gayet tatminkâr bir yemekti ve 3 kişi toplam 160 TL ödedik.



bu iki arkadaşım yıllardır kayak yaparlar, ve, önceden Avrupa'ya kayak yapmaya giderlerdi hep. şimdi oturup tekrar konuştular 2021'de tekrar gidebilir miyiz diye, ve, hep gittikleri yerlerden birinde bir suyun 3 euro olduğunu, en ucuz yemeğin 10-15 euro olduğunu söylediler.



şöyle bir düşündüm. bizim yediğimiz yemek 5.7 EURO'ya geliyo.

ben Avrupa'ya gitsem adamın 2 EURO'dan aldığı suya 18.5 TL ödüyorum, ama onlar buraya gelseler 53 TL fiyatındaki tatminkâr bir yemeğe 6 EURO bile ödemiyolar. yani, 3 tane su parası bile ödemiyolar.



Türkiye'de 3 su parası = 4.5 TL

öyle bir ülke düşünün ki, bir Türk olarak o ülkeye gittiğinizde o ülkedeki çok düzgün bir et yemeğinin bir buçuk porsiyonuna TL bazında 4.5 TL'den bile daha az para ödüyosunuz.
5 ay
Evde yemek yapmak gibisi yok
Normalde 3 öğün kendi yaptığı yemeği yiyen, işe bile kahvaltı ve öğle yemeğini yanında götüren biriyimdir. Corona sürecinde kardeşim bana misafir geldi ve o süreçte yemek yapmaktan koptum. ara ara canımızın istediği güzel yemekleri yaptık ama genel olarak ya dışarıdan beslendik, ya da hızlıca geçiştirmelere yöneldik (hazır mantı gibi)



kardeşim gidince bir hafta kadar yemek yapmayıp dışarıdan yemeye devam ettim çünkü tembelliğe alışmıştım ve rutin yemek yapma sürecine başlayamadım bi türlü, kahvaltıyı bile dışarıdan yediğim oldu! sonunda öylesine bıktım ki anlatamam.



tekrar markete gittim, dolabı doldurdum, güzel bi et pişirdim, yemek pişirdim, kaliteli bi sucuk aldım, yumurta aldım. kuruyemiş aldım. tereyağı, peynir aldım. veeee, tabii ki, vazgeçilmezlerim olan salata, ve yemekten sonrası için soda+limon (çörçil) tekrar yemek yapıp kendim beslenmeye başladım. yediğim yemeklerin kalitesi bi anda şaha kalktı tekrardan. lezzet olarak da aynı şekilde.



gerçekten yemek yapmasını bilen adama evde yemek yapıp yemek harika bir şey. hem lezzet olarak, hem de kalite olarak. tabii ki kendinize ait bir mutfağınız varsa, yani yalnız iseniz, çok daha sistematik şekilde yapabiliyosunuz.
5 ay
Satranç Oyunu Alt Bölümü
Forum yönetimi olarak satranç için ayrı bir alt bölüm açmayı düşünün derim. Satranç oyunu son dönemde kendi popülerlik katsayısını hayli arttırdı. online olarak da çok oynanıyor, ki zaten Corona sürecinde dünyaca ünlü satranç oyuncuları sürekli online turnuvalar yaptılar ve bu turnuvalar çok ilgi gördü, büyük izleyici kitleleri yakaladı.
6 ay
"Gelişmişlik" yanılgısı ve İran örneği
Biz geçmişten beridir teknolojik ve bilimsel olarak ilerlemeyi "gelişmişlik" ölçeği olarak almaya alıştık çünkü bu alanlardaki ilerlemeler hayatımızı kolaylaştıran alet ve sistemlerin üretilmesini sağladılar ve yaşam standartlarımızın tarihte eşi görülmemiş şekilde artmasını sağladılar.



Ancak, burada asıl gelişmişlik ölçeğinin "insan refahı" olduğunu unutuyoruz. özellikle son 5-10 senede birçok kişi İran için gelişmiş diyor, işte efendim kendi nükleer teknolojileri varmış, okumuş kesmin çoğu süper İngilizce biliyomuş vs vs..



Arkadaşlar, İran isterse kuantum ışınlamayı gerçekleştirsin, gene de geri bir ülke olacak, çünkü İran'daki insanların refahları yok, çoğu konuda hürriyetleri yok. ülke hâlâ "molla" zorbalığı ile yönetiliyor.



Özellikle Türkiye'deki dindar arkadaşlar İran'ı parmakla gösterip: "Sizin kemalist ülkenizden daha ileri bir ülke" demeyi seviyorlar ama kime göre "ileri", neye göre "ileri"? İran'daki insanların molla rejiminden çektikleri çilelerin haddi hesabı yok. böylesine zorba bir yerde istersen Mars'a araç gönder, istersen tüm gençlere fen lisesi okutup İngilizce öğret, gene de geri kalmış olacaksın, çünkü ürettiğin teknoloji hakın daha hür ve refah içinde yaşamasını sağlamadıktan sonra "gelişmişlik" adına hiçbir anlamı yok.



gelişmişliğin tek kıstası insan refahıdır, ve, insanların pipilerinin zorla kesildiği, başlarının zorla örtüldüğü, ve sayamayacağım daha birsürü kuralla hayatlarının kontrol altında tutulduğu bir yerde nükleer teknolojiyi ya da İngilizce bilme oranını gelişmişlik kanıtı olarak sunmak tamamen saçmalık.
6 ay
Demoratların gerçek adayı Kamala Harris'dir, Joe Biden ise sadece bir 'yem'
ABD'deki farklı ırk, azınlık, kadın hareketleri gibi unsurların siyasi arenadaki temsilcisi Demorat partidir. Demokratlar Barrack Obama ile siyahi başkan hayallerini gerçekleştirdiklerinde o kadar özgüvene kapıldılar ki, Obama'nın sakin kişiliği sayesinde oy alabildiğini gözden kaçırıp: "artık her türlü kazanırız" kafasıyla hareket etmeye başladılar, ve, Hillary Clinton'ı çok sert söylemler ile aday yaptılar. "ilk kadın başkan" hayallerine ulaşacaklarına o kadar emindiler ki, "It's Her Turn" sloganları çıkartıldı, yeni filmler kadın başkanlarla çekildi. Sonuç: demokratların hayal ettiklerinin tam zıddı, tepeden tırnağa erkek, tepeden tırnağa beyaz, tepeden tırnağa sağcı biri başkan oldu.

Bir başka deyişle: halk nezninde bu "sert solcu söylemlere sahip kadın başkan" profili tutmadı.

Bu hezimet yaşanmış olmasaydı, demokratlar şu anda Alexandria Ocasio-Cortez ya da Kamala Harris gibi hem kadın hem de beyaz tenli olmayan bir aday öne sürmek isterlerdi, ama, bu profildeki adayların kazanamayacağını çok iyi bildiklerinden dolayı sağcılardan oy kapabilmek için ihtiyar beyaz bir "kukla aday" çıkardılar. Bir sonraki seçimlerde hâlâ yaşıyor olup olmayacağı bile soru işareti olan 77 yaşındaki Joe Biden eğer ABD'nin ihtiyar sağcı boomer tayfasından oy kapabilmeyi başarıp da seçimi kazanacak olursa, saraya çıktıktan sonra istifa edip yerini Kamala Harris'e bırakacak. Ve "Empowered Women" akımının kadın başkan hayali sonunda gerçek olmuş olacak.

12 ay
Corona beni salçalı makarna manyağı yaptı
Corona nedeniyle biraz stok yapayım dedim, zira normalde de 3 öğün kendi yaptığı yemeğini yiyen biriyim ve her daim belli bi stok bulunur evde, her tür yemeği yaparım ve çeşit çeşit yerim çünkü. 3-4 paket de makarna aldım, hani olur da dışarı çıkamayacağımız günler gelirse ekmek yerine geçer diye. normalde makarnayı sadece ton balıklı makarna ile yerdim. zaten bunun dışında pilav-makarna tüketmiyorum. ana yemek yanında bolca salata yerim her zaman.



şimdi evde makarna olunca gözüm ilişiyo, biraz yapayım dedim. daha önceleri salçayı az koyuyor olduğumu fark ettim. bu kez salçayı daha fazla koyarak salçalı makarnalar yapmaya başladım ve resmen parmaklarımı yiyorum. müthiş lezzetli bir şeymiş hakkaten. hep öğrenci yemeği diye maytap geçip fakir işi görürüz ama aslında gayet de iyi bir yardımcı yemek.



salçalı makarna o kadar lezzetli geldi ki, yanına ketçap mayonez bile eklemiyorum. tadını bozuyo. sadece salçalı makarnayı tek yiyorum (ana yemeğin yanında yardımcı yemek niyetine tabi)
12 ay
Düzenli yemek yapan bekarlar için önemli tavsiyelerim var :: saklama kavanozlarının önemi
Merhaba



3 öğün kendi yemeğini yiyen ve kahvaltı ile öğle yemeğini iş yerine götüren, sistematik bir şekilde yemek yapan biriyim. beslenme düzenimin özellikleri:



1- işe yemek getiren kişilerin çoğu tek bi yemek getirir ve onu yeyip kalkarlar. ben ana yemek+salata fix olmak üzere yanına opsiyonel olarak köfte götürüyorum. ekmek yemiyorum.

2- kendi yemek yapan birçok kişi yağtığı bir yemeği bozulmadan tüketebilmek için sonraki 2-3 gün boyunca yer, ve bu sağlıklı değildir. ben yaptığım bir yemeği 10 gün sonra bile yiyebiliyorum ve asla aynı yemeği üst üste sürekli tüketmek zorunda kalmıyorum. nasıl mı?



yukarıdaki olayların püf noktası, minik saklama kavanozları kullanmak.



şöyle, ben herhangi bir ana yemeği pişirdiğimde (taze ya da kuru fasulye, bezelye, mantar vs..) pişen yemeği sıcağı scağına hemen saklama kavanozlarına dolduruyrum. kavanozları neredeyse hava kalmayacak ölçüde full doldurup ağızlarını kapatıyorum. kavanozları suya tutup biraz soğumalarını sağlıyorum. sonra hemen dolaba atıyorum.



yemeği kavanozun içine sıcak şekilkde koyduğunuzda yemeğin içindeki bakteriler zaten ölü oluyolar. ağzı kapanmış olduğu için dışarıdan bakteri de alamıyo kavanoz. bu şekilde bu yemek buz dolabı içinde öyle 3-4 günde bozulmaz asla. yemeğine göre 10 gün bile durur. sorun olmuyo hiç.



köfteyi haftada bir kendim kıymadan yoğurup fırında pişiriyorum. pişince 210 mililitrelik kavanozlara üçer üçer köfte koyup dolaba atıyorum. etin bozulması daha zor oluyor. köfte bu şekilde dolapta rahatlıkla bekliyor bir hafta. istersen daha uzun süre de bekler. iş yerine bir kavanoz götürüp ana yemeğin yanına 3 köfte ekliyorum.



salatayı da bir yapışta 3 porsiyonluk ölçüde yapıyorum. ekşi ve yağ koymadan kuru olarak salataları 330ml'lik kavanozlara koyup dolaba atıyorum. işe gidince öğle yemeğinde salatayı kavanozdan tabağa boşaltıp zeytinyağı ekliyorum ve limon sıkıyorum. müthiş lezzetli oluyor salata. hem lezzet, hem de doyuruculuk.



yemekler bozulmadıkları için, bir tencere yemek yaptığımda 3 gün arayla yiyebiliyorum bu yemekleri. dolabımda her an birden çok şeşit yemek bulunur. bir çeşit bitecek olursa hemen yeniden yaparım onu, ve sıfırdan atarım dolaba.



görüldüğü gibi tek başına evde sistematik yemek yapıp tüketmek için saklama kavanozları baya kilit rol oynuyor. burada püf noktası, bir kez kapatılan kavanozun ağzını bir daha açmamak. her kavanoz tek öğünlük yemek barındırmakta, ve, kavanoz kapağı açıldığı an içindeki yemek tüketilmeli. yarısı tüketilip kalan yarısı tekrar dolaba koyulacak olursa, içi hava alacağından dolayı kalan miktar kısa sürede bozulur.



zaten yemekleri kavanozlara ilk dolduruşta sıcak olarak koyduğunuz için, soğuduktan sonra kavanozlar kendiliğinden vakumlanıyor ve kapakları içer doğru geriliyor. kapağı açamıyorum çoğu zaman, minik bi düz tornavida götürdüm işe, kapakları açacağım zaman tornavida ile kenarından hava aldırıyorum ve o zaman açılıyolar. konserve gibi oluyolar işte.



plastik saklama kabı kullanmıyorum. ama, saklayacağım şey makarna ya da lor peyniri gibi kuru bir şey ise, BİM'de satılan kapağı plastik kendisi cam olan kapları kullanabiliyorum. bunun dışındaki her şey için kavanoz kullanıyorum.



330 mililitre kavanoz dediğim şey aslında piyasada satılan 330 ml'lik salçaların kavanozları:







210 mililitre kavanozları da kavanoz satan dükkanlarda bulabilirsiniz. aslında yukarıdaki 330'luklarla aynı bunlar, sadece boyları kısa:







şurada birçok çeşit saklama kabı satılmakta:https://urun.n11.com/kavanoz/cam-kavanoz-29-40-105-190-210-330-370-425-580-660-720-1000-cc-P412877043

ben pazardan almıştım bu 210'luk olanları.
geçen yıl
Youtube gitti
ülkemizde siber güvenlik son derece gelişmiş. şehit haberleri gelir gelmez youtube gitti. tabii ki bunu ilk defa yaşamıyoruz. mükemmel bir siber güvenliğimiz var. anında erişimi engelleyebiliyoruz. Almanya bizim siber güvenliğimizi kıskanıyor.
geçen yıl
Esentepe'nin Barzo Terörü Dozajını Arttırarak Devam Ediyor
Ara ara bu forumda bahsetmişimdir, sadece bu Esentepe civarında değil (ama burada daha da göze çarpıyor) genel olarak sosyal yaşamda karşıma çıkan saldırgan tiplerin, yani ortalıkta hiçbir şey yokken bana sataşıp sözlü kavgaya giren, ya da senin yolunu kesip sonra haksız yere laf dalaşına giren, sırama kaynak yapıp sonra da sanki kendi haklıymış gibi laf dalaşına giren tiplerin neredeyse tamamı kadın/kız idi, sanırım erkekler bunları yapacak olsalar başlarına gelecekleri bildikleri için olsa gerek buna kalkışmıyolar.



Bu Esentepe civarında da genel olarak plaza çalışanı tipi insanlarla doludur sokaklar, genel olarak herkes düzgündür yani hani bir sorun yaşamazsın. ama nerde etrafa saldıran bir manyak çıkar, bakarsın ki hepsi kız, hatta hepsi de bakımlı plaza kızı oluyolar.



kızların hepsi böyle demiyorum, sadece bu barzoların genel profili bu diyorum. %99 bu.



Bugün bu "mini etekli barzo" terörünün dozajını arttırarak kaldığı yerden devam ettiğine şahit oldum. Gayrettepe metro'nun çıkışında önümde bi kız vardı, kız tam kart yükleme noktasının önünden geçerken telefonundan bir şey okumak için yavaşladı, o sırada benim solumdan çıkan başka bir kız çok sert şekilde önümdeki kızı vurarak ittirdi ve vururken de PARDON ÇEKİLİR MİSİN LÜTFEN diye bağırdı. diğer kız yere düşüyodu neredeyse, döndü baktı, bu vuran kişinin de kız olduğunu görünce ilk başta bağırmadı bile, sadece çok sert şekilde söylenmeye başladı ve sonra da bağırmaya başladı. bu bağırmaya başlar başlamaz vuran kız da buna bağırmaya başladı.



vuran kız da sarışın, mini etekli, baloya gider gibi giyinmiş, son derece alımlı görünen birisi. yani vuran kişi erkek olsa zaten diğer kız bir saniye beklemeden çığlık atıp polis çağırtırdı.



şimdi diyeceksiniz: "iki kız bi olay yaşamış da sana ne" bana ne olduğunu söyliyim. bu plaza barzoları sokakta, öğle yemeği için gidilen restorandaki kuyrukta, bankamatik kuyruğunda, ya da herhangi başka bir sosyal alanda bize de sataşıyolar. biz de çekiyoz yani bunların ceremelerini.



cinsel açlığın Afrika'sı olan ülkede kız olmak ve bakımlı kız olmak onlara öyle bir dokunulmazlık sağlamış ki, bu barzolar ömürleri boyunca ne yaparlarsa yapsınlar başlarına hiçbir şey gelmeyeceğinden kesin olarak emin olmuşlar ve artık karşılarındaki kişilere fiziksel saldırıda bile bulunabiliyorlar çok rahat şekilde.



bu saydığım kesim Esentepe'deki kızların belki %3'ü falandır, yani kızların geri kalan ezici çoğunluğu tabi ki gayet de düzgün kişiler. ama, saldırgan Esentepe barzolarının %100'ü bu tipler. en ufak bir karşılık da veremezsin yani bu tiplere kaşı kendini savunmak da suç sayılır. böyle manyak bi düzen.
DH Mobil uygulaması ile devam edin.
Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin.
Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.