MİNİ SÜRÜM

Donanım Haber

Uygulama ile Aç
Kayıt

Yarbay
30 Ağustos 2004
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
75 üye
Görüntülenme (?)
1794 (Bu ay: 18)
Gönderiler Hakkında
2 hafta
Mineral Yağ Soğutma!!??

Evet gençler, yıllar sonra tekrar bir sıvı soğutma procesi kafamı kurcalamakta...


Şu anda elimde 4 adet 1080 Laptop ekran kartı var ve bu arkadaşlar Bir DESKTOP anakartta çevirici bir aparat aracılığı ile bağlı. Temel amacı bir yapay zeka algoritması çalıştırmak, render almak falan... Mining'de denedim. Ohgod pill bu kartlarla düzgün çalışmıyor. Dolayısı ile kazım gücü kart başına 21mh civarında oluyor. Yani bir 1080'e göre tırt bir değer. Kartın driverına uygun yazılmış bir pill olsa alet bildiğin 1080 gibi çalışıyor da, öyle bir pill bulunmadığı için hız düşük. Mining'i de meraktan yaptım. Bir de tabi kartları beleşe getirebilir miyim diye... Getirebilirim gibi duruyor. Kar derdim yok. Boşta olduğu sürece mining yapıyor. Kendini çıkarır belli bir sürede.


Peki ben sapık mıyım? Neden bir GPU serverını laptop ekran kartları ile kurdum? ÇÜNKÜ KARTLAR ÇOK PAHALI LAN! Çocuk olsa anaokuluna gidecek ekran kartına 4700TL mi vereceğim? Ben? 4700?! Geçiniz. Bu ekran kartlarının tanesini dolar 6.90 iken 300 dolara buldum. Yani mesele duygusal. Elimde geçmişte aldığım bir tane de desktop 1080'i var. Benim işlerimde birebir aynı hızdalar.  


Bu kartların oldukça ağır ve büyük soğutucu blokları ve manyakça güçlü ve hızlı radyal fanları var. Bu fanlar tam gaz çalışırken, ekran kartları da tam yük altında iken 60 derece stabil takılıyor GPU'lar. 1080'de vram sıcaklığı okunamıyor. Ama bir sorun olduğunu sanmıyorum. Dolayısı ile bir sıcaklık sorunum yok. AMA...


Abi o fanlar öyle bir ses yapıyor ki, anlatamam... Bu server'a çevirdiğim PC'nin durduğu oda en dip oda. Kapısı kapalı iken bile, ona en uzak oda olan salonda fanların sesini duyuyorum.  Olay da şu: Bu ekran kartlarının fan kontrol devresi yok. Fan kontrol devresi laptoplarda anakartta oluyor. Dolayısı ile fanlara verdim 12V'u, hep %100'de çalıştırıyorum. Normalde GPU sıcaklığı okuyup fan hızı kontrol edecek bir devre yapmak benim için çocuk oyuncağı. Ama kasmanın anlamı yok. Çünkü aleti benim işe koyduğum zaman 8-9 saat yük altında iş yapıyor. Dolayısı ile o fanlar zaten 8-9 saat %100 çalışacak. Yani, alet yük altında olduğu sürece gürültüden kaçış yok.


Ve birden aklıma geldi. GPU'ların soğutucuları sonuçta laptop soğutucusu. Yani, uzunca bir heatpipe'ın iki ucunda fan petekleri var. Radyal fan da bu fan peteklerinden hava geçiriyor. Heatpipe'ın ilettiği ısıyı havaya salıyor. Şimdi, teorik olarak, bu petekleri mineral yağ dolu bir kaba batırsam. Bu kabın içindeki mineral yağı da Pompa ile radyatörden geçirsem... Elimde kap, pompa, radyatör var. Geriye bir tek bir miktar mineral yağ bulmak kalıyor. Ne dersiniz? Sapıkça mı?


Aklımda üç soru var:

1) peteklerin içinden yağ geçecek şekilde bir su kabı dizayn etmem gerekiyor. Kabın içinde hareket zayıf olursa performans düşük olur gibi geliyor bana... Ne dersiniz? Niyetim peteklerin ucu ucuna sığacağı kadar küçük bir kap yapıp, giriş borusu ile çıkış borusu arasında peteklerin durmasını sağlamak. Böylece mineral yağı peteklerin içinden geçmeye zorlayacağım. Ne dersiniz? Çok mu uçtum?


2) Mineral yağ fan peteklerinden temizlenebilir mi? Mesela alkol mineral yağı söker mi?


3) Radyatör(ler)le tekrar su soğutmak istersem, radyatörü mineral yağdan nasıl temizlerim?


--------------------------


Yani, nihayetinde GPU'lar dışarıda olacak. Sadece fan peketleri yağa batık olacak. Yağın pisliği ile uğraşmamak adına... Mevcut soğutma performansı bana yetiyor. Tek amacım sesi kısmak. Ne kadar kullanacağımı bilmediğim laptop ekran kartlarına özel su soğutma blokları dizayn edip CNC'de yaptırmakla falan uğraşasım yok. Bu işler için artık yaşlıyım.  O yüzden aklıma böyle alternatif bir çözüm geldi. Sizce oluru var mı?  

2 ay
Bu ekran kartlarına ne oldu? Ayrıca tertemiz dolandırıldım. :D

Selam gençler...


RX580 avında idim. Bugün itibari ile avlandım.  Öncelikle iki ayrı konu var. Birincisi:


Abi bu ekran kartlarına ne oldu yahu? RX580'in yıllar önceki çıkış fiyatı 300 dolar mı, 320 dolar mı ne... Şu anda ikinci eli 450 dolardan başlıyor. Kafayı mı yedik cümbür cemaat? Türkiye'de anladığım kadarı ile bu iş de ayak takımı çakalların ayağına mı düştü? Tedarik eksiğinden faydalanıyorlar eyvallah. 580 gibi mining konusunda fiyat performans becerisi yüksek kartlardan resmen komisyon da istiyorlar anladığım kadarı ile. Olaya bak ha! Tırt karta istenen paralara bak. Bu mining olayını da sonradan anladım. Bilsem rx580'e hiç bulaşmazdım. Benim ne işim var lan piyasada çok talep gören kartla... İşte bunlar hep yurdum çakallarından soyutlanmaktan geri kalmak... Az biraz araştırsa idim görürdüm. Kafama tüküreyim. Biraz daha para verip 590 alaydım. O zaman böyle sorun yoktu. Hızlı el değiştirmeyen kart olduğu için tokatlanmak pek mümkün olmazdı.


----------


Neyse, sonuçta yıllardır pc malzemelerini Türkiye'den almıyordum. Hep yurtdışından ikinci el alıyordum. Acayip haklıymışım. Hem piyasa bir çakallaşmış. 13 şubattan beri 1060, 1660 ve rx580 ile ilgili 32 satıcıya mesaj attım. Yurtdışında aramama sebebim de biraz acil ihtiyacım vardı. İlanların birinde bile telefon numarası yok. Hepsinde ilanlar yeni. Eski ilanları zaten eledim. Telefon numarası istiyorum. Sadece ikisi geri döndü. Biri de an itibari ile beni dolandırdı da, diğerinden henüz emin değilim.  Lan zaten alacağım iki tane kart. İkide iki dolandırılırsam tam süper olacak. Ben de kaşındım neticede. Lan anlamışsın bu işin de ayak takımı çakallara düştüğünü, ne kaşınıyorsun yani? Ne ayak takımına para kazandırıyorsun? Dolandırıcı olmasa bile, çakal çukal tayfası neticede... Bekle 20 gün. Fransa'dan gelsin. Parayı yurdum çakalı kazanacağına Fransız'daki düzgün adam kazansın yani... Ama yok. İllaha dolandırılacaz... Ben kaşındım.


----------


Bu kadar yıldır ikinci el malzeme alırım. Belki 400, belki 450 ürün almışımdır. Genelde ikinci el alırım öyle diyeyim... İlk defa dolandırıldım. Dolandırana da helal olsun. Boşluğuma da denk geldi. Bir kamyon işin arasında aldım. Gözden kaçtı herifin verdiği sinyaller. 2400TL'nin üstüne bir bardak su içeceğiz de, parayı yolladığım hesabın sahibinin (eminim dolandırıcının kendisi değildir, emmisi, bibisi falandır) TC Kimlik numarasını buldum Bankadaki tanıdık üzerinden. Şubesi de Bursa Merkez'de. Adam orada mıdır bilmem de... Bizim de bağlantılarımız var yani...  Neyse, şimdi de bu TC üzerinden adamı bulmaya çalışacağım. Yarın da vodafone'dan bir tanıdıktan telefon numarası sahibinin tc'sini bulurum muhtemelen. İkisini karşılaştırırım. Umarım aynı insandır. Değilse de elimde iki isim olacak. İkisinden biri bu dolandırıcı veletin yakın akrabası ise veleti öttürürüm. Bu TC'lerin sahipleri de bozuk tipler çıkarsa da o zaman direkt emniyet müdürü arkadaş var bir tane. Ona havale edeceğim. Ben savcılığa ayrıca veririm de, bence emniyet müdürü daha eğlenceli sonuç verir. Dur biraz eğlenelim...


-----------


Neyse, bu iki günde gördüklerimin neticesinde Türkiye'de belli bir fiyatın üstündeki PC ürünlerinin de ikinci el alınmasının sakıncalı olduğunu gördüm. Sadece dolandırıcılık ihtimalinden değil. O konuda ben kaşındım. GET açmıyorsa alma bu tarz malı da, dolandırıcı olmayan da normal değil. Alem çakal olmuş yani. ABD, Kanada, Fransa, Almanya'dan ikinci el alırım. Türkiye'den alınamayacak ikinci el listemi "fiyatı yüksek ve hızlı el değiştiren her şey" olarak güncelliyorum.  Nerede hızlı el değiştiren bir mal var, orada çakal çukal. Yemin ederim çakal bulduğum esnafın elini öpmeye gideceğim. Kendi çöpümü satarken de bu esnafa satarım. Çakallık yapan olacaksa hiç olmazsa yeri yurdu belli olsun... Benden malın zaten ölüsü çıkar. Bir kart ile 5 bilgisayar beslediğim için, üç yılda bir kart alıyorum, 15 yılın sonunda kart benden çıkıyor. Onda da malı ha 50 liraya satmışsın, ha 100 liraya...  


Diğer karttan ümitliyim ama. O da dolandırıcı ise çok takdir edeceğim. Çünkü adam acayip detay attı. Videolar gönderdi. Bios modu olmadığını söyledi falan... Eğer dolandırıcı ise teknik dolandırıcı yani. Neyse, şimdi günahını almayayım. Yarın göriciiz... O noktada ayılsa idim ya, "lan bu mining için değerli kart, çakal çukal mümkün" diye...


Böyle böyle bu çakallar ortamı domine ediyor. Bizi de yurtdışına iyice ittirecekler yani. Yakında Bulgar'a Yunan'a gireceğiz ittirile ittirile... Bir çeşit kavimler göçü. Belki de kavimler göçü de bunlar gibi halkın katı atık kitlesinden bunalanların daha yeşil bölgelere göçü ile tetiklenmiştir?  Neyse, şimdi gidip 200 Euro'ya rx 580 alacağım Fransa'dan. İsterse mining çıkması olsun. Buradaki çakallardan iyidir. Üzerine de bizim gümrük isterse 70 euro alsın (almaz koçum da). Gene de bu çakallara para kazandırmamak lazım. Şu anda elemanın elinde 100 adet 580 varmış. 10 tane satmış. Alanlar yorum yapsın da, ona göre alıp geçeceğim. Belki de enerji verimliliği düşük bir şey baksam daha iyi olacak. Bilemiyorum. Henüz karar vermedim. Ama acele etmemek lazım. O kesin.


Parasında da değilim. Enayi yerine kondum ya, o koydu.  Bir de bu işlerde iyiyimdir yani. Fazla güven de bela. Kendine asla güvenmeyeceksin. Ama bu kadar yıldır Türkiye'de ikinci el mal alıp "dolandırılmadım" demek de ayıp oluyordu. Her şeyin bir ilki varmış.  


Şuraya da bilgileri ekleyelim:


0535 879 56 72. Bunun ödemesini Kenan Güven adına bir hesaba, Finansbank'a yaptım.

0544 737 70 85. Bunun ödemesini de Naci Ayan adına bir hesaba, Garanti Bankası'na yaptım.


Özetle ikide iki gol yedim.

1) Yoğunken, iş güçle uğraşırken bir yandan alışveriş yapmamak lazım.

2) Yıllardır alıyor olmaya güvenle, "bana bir şey olmaz" dememek lazım.

3) Acele etmemek lazım.

4) Aldığın malın durumunu kontrol etmek, piyasasını iyi bilmek lazım. Hızlı el değiştiren, herkesin aradığı bir şey ise, sadece elden almak lazım. O da zorunluluk ise... Mümkünse o ürünü almamak lazım.


Not: İkinci satıcı atarlı atarlı mesaj attı. "Yollayacağım paranı geri, zaten burnumdan soluyorum. Kargo geldiğinde de geri iade edersin" falan... Ayak attığını düşünüyorum. Ama ürün gerçekten gelirse adama biraz hayvanlık ettmiş oldum. "Akşamüstü yollarım paranı" dedi. "Kargo gelince de bana geri yolla!" dedi. Eyvallah... Sonuçta 30 yıldır yeri yurdu belli olan biziz. İstesek de kaçamayız. Ama sanmıyorum. Naci Ayan'ın TC'sine legal olmayan, illegal de olmayan yollardan ulaştım.  Telefon numarasının TC'sine de ulaşabilirsem süper olacak. Bir yandan da dolandırıcı olduğundan hemen hemen emin olduğum, atarlı delikanlıyı oynayan arkadaş ile ilgili de faaliyet yürütüyorum.


Muhabarat bizim işimiz. Te Allah'ım. Adres veriyorum. orada yazıyor eşek gibi, Ankara, Çankaya diye. Aç bir haritadan bak. "Köşke kaç metre?" diye... Adımı veriyorum. Dolandırmadan önce bir google'da ara lan. "Bu herif beni yer" de... Zeka da yok. Acayip risk alıyorlar yani. Tamam üç kuruş için bütün ipleri çekmem de, ya çeksem? Tam olarak şunu yaparlar:  

6 ay
Ofiste network sorunsalları...

Merhabalar. Ofise sonunda tekrar internet üyeliği yaptırdım. 100mbit/10mbit internetim oldu.


Elimde tp-link vr900 modem var. Bu arkadaşı router olarak kullanıyorum. Modemi bridge mode'a aldım. Modem netmaster infinity 401. Router olarak tam bir çöp.  


Öncelikle ilk sorun wi-fi ile, binayı neden yapmışlar bilmiyorum, evimde kaya gibi çalışan Asus router bile bu binada iki duvar geçmekte sorun yaşıyor. Yarı yarıya çekim gücü düşüyor. Normalde sorun değil. Cep telefonum 250mbit ağ kurabiliyor mesela. Ama ben Ofiste elektronik malzeme üretiyorum. Temelde de wi-fi gücü çok düşük olan aletler üretiyorum. Bu sebeple her odada iyi çekim gücüne ihtiyacım var. Bu aletler bir telefon gibi yüksek çekim gücüne sahip değil.


Dark marka 15db anten buldum. Bu arkadaştan 3 tane taksam etkisi olur mu? Ne kadar olur? Elimde bir adet 9db anten vardı. Denedim. Farkı görüyorum. 15dbx3 çok mu abartı veya bir sakıncası var mı?

-------

Bir de sabit aletlerimin tamamı kablo ile ağa bağlı. Kablolarım cat5 ve bina dışından giden kısmı sizlere ömür. El attım mı dış kaplaması dağılıyor. Modemin yanındaki bilgisayardan full hız alabilirken, bu açık havadan geçip gelen kabloya bağlı PC 75mbit üstünü görmüyor. İç ağ testi yapmadım. Ama gerek yok. Çünkü zaten kablo ölmüş gömmemişler. Ek olarak da tüm ekipmanım 1gbit destekli zaten. Cat6 kablolarının hiçbiri 20 metreden uzun değil. Geçmişte, dış koşullara dayanıklı olmayan cat5'i 10 yıl önce çekmiştim. 10 yıl dayandılar. Kabloyu elektrikçi getirecek. Dikkat etmem gereken bir şey var mıdır? Kısa mesafelerde marka çok fark eder mi? Bir de cat5'e uç çakar gibi mi çakılıyor? Elektrikçiye söylemem gereken bir şey var mı?


Elindeki kablonun markası ne olur bilmiyorum. Hangi kablolar kabul edilebilir kalitede kablolardır?

6 ay
Türk ISS'leri ve şu garip kulunuzun İSS'ler ile imtihanı...

Konu başlığını Türk Telekom seçtim, çünkü ileride yazacağım soruna temelde Türk Telekom sebep olmaktadır. Çıbanbaşı... Ancak her İSS ile ilgili deneyimlerimi aktaracağım. Hazırsanız başlayayım...  


Türksat:

Bir sorun çıkana kadar süper firma. Bir sorun çıktığında kasmayın. İptal edin. Çözemezler. Hele ki karmaşıksa asla. Şirkette Türksat kullanmaktaydım. Babam vefat etti. İmza yetkilimiz annem oldu. Bir yıl sonra Cuma günü Türksat'tan telefon: "İmza yetkilinizin kimlik bilginize ulaşamıyoruz. Yeni imza yetkiliniz Pazartesi gününe kadar müşteri merkezimize şahsen imza sirküleri ile gelip kimlik bilgilerini güncellemez ise internetiniz iptal olacak." Corona var. Yeni imza yetkilisi olan annem 65 yaş üstü. Sokağa çıkma yasağı var. Bunu söyledim. "Mail atıp faks çeksek, yasak bitene kadar bekleseniz, yasak bitince gelse olur mu" dedim. "Olur" dediler. Hem mail attım. Hem faks çektim. Sonra ise hattımı iptal ettiler.  İtiraz ettim, şikayet ettim. Nafile.


Annemin evinde de Türksat var. Annem Ankara'da değildi. Onun modemi alıp ofise koydum. Çalışıyor. Tabii ofisimde hat tanımı olmadığı için 10mbit download / 5mbit upload çalışıyor. Ama çalışıyor. Ben de "4 ay 4 aydır" dedim. 4 aydır annemin kullanılmayan internetini ofiste kullanıyorum düşük hızla.  Türksat aylık 85 liradan, 4 ayda 340TL daha emikleyecekti beni. Emikleyemedi. Kendi bilir.


----------------------


Türknet:

Annem yakında gelir. Büroya internet koymak lazım. Evde Türksat var. 100mbit download / 5mbit upload. 5mbit upload evde bile sıkıntı oluyor. Ofiste daha çok sıkıntı oluyor. Hiç olmazsa 10-15mbit upload olsa, 50mbit download ofiste fazla fazla yeter. Kota da uyar bana ofiste. 200gb mesela. Yeter fazlası ile. Ama upload hızı önemli. Neyse, araştırmaya başladım ve Türknet'in eğer aktif altyapısı içinde isem yüksek upload verdiğini okudum. Hemen aradım kendilerini. Benim için upload'un önemli olduğunu danışmana anlattım. "Sizin hız testinizde 50mbit internet hızı alabileceğimi görüyorum. Bu durumda ben sanırım aktif altyapınızın içindeyim" dedim. "Evet öyledir" dedi. Kafama tüküreyim. Ne fikir yürütüyorsun. Mal mal konuş. O baksın söylesin. Değil mi yani? Neyse. Fikiri ben yürüttüm ya, o yanlış yönlendirse bile suç bende.  Neyse, buna binaen hemen gittim ikinci el Tp-link VR900 modem aldım babalar gibi. 420TL. Zaten Router lazım ofise. "Türknet patlarsa router yaparım" dedim. Ki patladı. Türknetten aradılar ertesi gün. "Başvuruyu ofise yapmışsınız ama bireysel başvuru bu. Bunu kabul edemeyiz, sizi kurumsala aktarıyoruz" dediler. "Ama ofisteki şirket kapanıyor ve ben bir süre şirket kurmayacağım. Orası ofis de olsa, ortada şirket olmadığı için şahsım adına olmalı internet, kurumsal taraf şahsa fatura kesebilecek mi?" dedim. "Keserler" dediler. Beni kurumsala attılar. Onlar aramadan ben aradım kurumsalı. Kurumsal da "siz şahıssınız biz size hizmet veremeyiz, sizi bireysele atıyorum" dediler. Geri bireysele şutladılar. Paslaşıyorlar bildiğin. Top olduk iyi mi? Neyse, bu arada ben kurumsal tarifelerine baktım. O arada da Türknet'in kendi sitesinde aktif altyapının olmadığı yerlerde 50mbit internet için 10TL fiyat farkı aldıklarını gördüm. Benden de bu fiyat farkını istemişlerdi. Demek ki ben aktif altyapıda değilmişim. Kendi kendime anladım. Türknet yetkilisine kalsak ayvayı yedik yani. Neyse, geri aradım bireyseli bu sefer Bilal'e anlatır gibi anlatıp sadece adres verip sordum. Onlar da maksimum 4mbit upload alabileceğimi söyledi. Zaten Türksat 5mbit upload veriyor. Türknet macerası bitti.  Modemden de router yapacağım. Direkt router alsam 320 liraya falan alırdım. Neyse. 100 lira için kimseyi germeyeceğim.


Bu arada size tüyo: Müşteri değilseniz zart diye müşteri himzetlerine bağlanabiliyorsunuz. Müşteri iseniz bağlanamıyorsunuz. O yüzden müşteri hizmetlerine bağlanmak istiyorsanız, sistemde kayıtlı olmayan bir telefon numarasından arayınız. TÜRKNET: SİZ ÇAKALSANIZ, BİZ DAHA ÇAKALIZ CANIM.  

---------------------


Bu noktadan sonra sırası ile Türk Telekom, Turkcell, Vodafone, Millenicom ve birkaç tane daha küçük İSS'yi aradım. Hiçbiri 4mbit üstü upload vermiyor. SUÇLUSU TÜRK TELEKOM. BU KADAR MI STANDARTI DÜŞÜNEN, KALIBIN AZ DIŞINA ÇIKANI ORTADA BIRAKAN, KABIZ BİR FİRMA OLUR. Lan al 20-30 lira fiyat farkı ver 12.5mbit upload'u. Çok az kişi alır. 50/12.5 için 30TL farkı kaç kişi ödeyecek? Şanın yürürdü. Hiç kafa çalışmıyor. Neyse...

  • Vodafone bölgemde Türksat altyapısı kullanıyor. 4mbit upload veriyor. Türksat 5mbit veriyor.
  • Diğer tüm İSS'ler, Türknet de dahil, Türk Telekom altyapısı kullanıyor ve hepsi 4mbit upload veriyor. Fiyat farkı ile kotalı dahi olsa bir upload paketi falan da satmıyorlar. Çünkü Telekom vermiyor. Telekom vermediği için de bu zavallılar veremiyor. Aslında çıbanın başı Telekom.
  • Müşteri temsilcisine ulaşması en kolay firma Vodafone ve Türksat. Sonra Superonline, sonra Telekom, en son da TürkNet. Millenicom acayip hızlıydı. Ama sonuçta Millenicom. Ne kadar yoğun olabilir ki yani?  
  • Turkcell Superbox ile belirsiz hızda bir internet verebiliyor. Acayip yüksek ping, belirsiz ve dalgalanan 4g internet hızı, Ankara'nın göbeğinde niye yani? Yozgat'ta olsam anlayacağım da, Ankara'nın göbeğindeyim lan. 1km ötede Sheraton var. Burnumun dibinde MNG binası alt komşum Kuzu inşaat falan. Balkondan tükürsem Filistin Caddesine düşer (dünya tükürme şampiyonu belki yetiştirir). Neyse. Ona da almayayım canım dedim. Fiyatlar da tabi biraz acayip.


---------------------


Sonra geri döndük Türksat'a... Türksat'ta 10mbit upload paketi tanımlatılabiliyormuş. Müşteri hizmetlerinin haberi yok. İnanılır gibi değil. Docsis 3 modemin varsa, 10mbit, 100gb upload kotası 20TL. 90TL 250gb kotalı 50mbit internet + 20TL 10mbit 100gb upload + 5TL statik ip = Aylık 115TL'ye 50mbit download, 10mbit upload sahibi olacağım gibi gözüküyor. Al bir kaya, nerene dayarsan daya. 2020 Türkiye'si. Ankara'nın merkezi. Durum bu.  


Şirkette interneti iptal ettiklerinde kablotv'yi iptal etmemişler. Onu iptal etmeden şahsıma internet bağlatamıyorum ofiste. Müşteri hizmetlerini aradım. İptal ettirmek istediğimi söyledim. İmza sirküleri tarihi numarasını sordu. Size üye olurkenki şu yılınki olsa gerek diye söyledim. O değil dediler. Daha mı yeni, daha mı eski diye sordum. Söyleyemem dediler. LAN BEN NEREDEN BİLEYİM SANA ÜYE OLURKEN HANGİ İMZA SİRKÜLERİNİ VERDİĞİMİ!? İMZA SİRKÜLERİ MAKSİMUM 3 YILDA BİR DEĞİŞİR. Bizim durumda yılda bir değişiyor. Bilmemkaç yıllık üyeyim. Üye olurkenki sirküleri soruyor. Legal bile değil. Zira o sirküler artık geçerli değil. Türksat da böyle bir firma.


Yarın Türksat'a gideceğim. Bir abla var tanıdık. "Yap şu işimizi" diyeceğim Türk usulü. Annemin imza yetkisi ile o üyeliği iptal ettireceğim. Komik ama böyle yani. Böyle kele böyle tarak. Türk usulü İSS'ye Türk usulü müşteri...


---------------------


10mbit upload için attığım taklaya bak. Utanmaları lazım. Zerre utanma da yok. Hepsi iri firmalar. İç iletişimleri sıfır. O ona atıyor, öbürü öbürüne. Senin bir sorunun varsa arada kaynıyor. Müşteri hizmetlerine kalıp ezberletmekten öte eğitim veremiyorlar. Onlar da arada kalıyor. İSS'lerin siteleri çok kafa karıştırıcı. Upload hızları bile çoğunda yazmıyor. Aslında bu kadar zor olmamalı yani. Ki ben bu işi bayağı iyi bilen biriyim. İşi pek bilmeyen birinin kafası çok karışır.


Şimdi, madem durum bu, o zaman şöyle diyorum: biz de şerefsiz olalım teyzemin evladı. Hayın olalım, güvenilmez olalım, Türk İSS'Sİ GİBİ OLALIM! Angara bebesiyim her yerde vuruşum ulan! Neyse, niyetim şu: şu interneti bir alayım, ofiste genç bir komşu var iki üst katta. Yüzde doksan Türksat üyesidir. 50mbit/5mbit standart üyedir. Ona gideceğim, "Hacı internet birleştirelim. Bende 50mbit/10mbit var. Senin 50/5 ile birleştirelim, 100/15 ortak kullanalım. Ben akşam yokum. Sen gündüz yoksun. Ne dersin?" diyeceğim. "Yapılamaz" demeyin. Linux server + router ile yapılabiliyor. Linux server da Raspberry pi. Bitti. Geri kalanı balkondan cat6 sallandırma.


Türk İSS'leri bu muameleyi hak ediyor. Hiç kusura bakmasınlar.   İkili kurduktan sonra okeye belki üçüncü, dördüncüyü de alırım. Belli olmaz. 200/25 internet fena olmazdı hani.  Kaçak İSS dağıtıcısı yapacaksınız beni kendi elinizle. Allah da bin belanızı versin.  


PS: Türk Telekom'a da sallamamı yapmadan geçmeyeyim:

3 yıl önce fabrikada 12 yıldır kullanmakta olduğumuz bireysel interneti kurumsal üyeliğe geçmek için iptal ettik. Kurumsal başvuru yaptık. Bölgenizde altyapı yok, hizmet veremeyiz dediler. 3 gün önce interneti iptal ettiğimizi, aynı yerde kendilerinden 12 yıldır hizmet aldığımızı söyledik. Saha ekibi yolladılar. Çözemediler. Hizmet haritalarında bizim bina altyapısız gözüküyor. Sorunu iki ay çözemediler. Bölgede Türknet gibi firmalar da türk telekom altyapısı ile hizmet verdiği için onlar da bize hizmet veremedi. En sonunda koçum vodafone'dan bir hat aldım bol internet paketli. 100TL'ye ikinci el usb girişli bir modem. 80TL'ye bir VINN. Bitti. Verdim interneti fabrikaya.  Allah Telekom'un belasını versin.  

8 ay
Bireysel parça ithalatı hakkında
Gençler,

Türkiye'de bireysel amaçlı parça ithalatının mümkün olduğunu biliyorum. Mal PTT gümrük noktasına takılıyor. Aracınızın ruhsatı ile gidiyorsunuz. Gösteriyorsunuz. Vergisini ödeyip malı alıyorsunuz.

Aynı şey şirket arabası için de yapılabilir mi, onu merak ediyorum. Şirkete kayıtlı bir araca silecek düğmesi, cam kriko kolları, plaka aydınlatma parçası gibi parçalar alacağım. Cam kriko kolunun tanesi 50 dolar Türkiye'de. 12 dolar ABD'de. Arabada 3 kolun değişmesi lazım. Arabada toplam 6 kol var. Bir iki de yedek almak istiyorum mesela. Ivır zıvır özetle. Ama "sizin araba şirkete ait, gümrükçü tutmadan alamazsın" derler mi?

Bir fikri olan var mı?
8 ay
Birbirine 500 metre mesafedeki 3 farklı adresi tek network altında birleştirme
Merhabalar,

Başlıktaki proje ile ilgilenmekteyim. Uzun zamandır evim ve ofisim arasında bir ağ kurmaya niyetli idim. Kablonet ofisteki interneti haksız bir şekilde iptal etti. Sinir oldum. İnternet bağlatmak yerine, annemin evinin internetini ofisten emiklemeye başladım. Kablonet'te aynı servis bölgesinde modemi söküp başka yere bağladığınızda çalışıyor. Annem bu ara şehirde olmadığı için, modemini söküp ofise getirdim. İnternetim var.

Ama şimdi işi bir ileriki safhaya taşımak istiyorum.

Annemin binası hem benim evimin çatısını, hem ofisin çatısını görüyor. Annemin evi ofisin çatısını görüyor. Benim evim ters cephede kalıyor; ama binanın diğer yüzü benim evin çatısını görüyor. Sanıyorum ofisimin çatısı kendi evimin çatısını görmüyor. Emin değilim. Bir ara çatıya çıkıp bakacağım.

Hedef şu:

Ofisten annemin evine çanaklı wi-fi dış mekan zımbırtısı ile bağlantı kurmak. Annemin evinden de kendi evime gene çanaklı dış mekan wi-fi zımbırtısı ile bağlantı kurmak. Böylece Annemin evi, kendi evim ve ofis arasında wi-fi ağ kuracağım. Annemin eve de daha yüksek hızlı ve daha yüksek kotalı internet koyacağım. Herşey yolunda giderse, büroya yeni internet almayacağım. Evimde de taahhüt sona erince interneti iptal ettireceğim.

Ancak temel amaç ağ kurmak. Böylece ofise ayrı disk, eve ayrı disk o muhabbetlerden külliyen kurtulmuş olacağım. Evdeki diskim ofiste kullanıma açık olacak. Oradan buraya dosya taşıma falan uğraşmayacağım. PC'lere uzaktan erişim, uzaktan kontrol, uzaktan iş yapma, içinden veri çekme, rendera atma, vs.vs.vs.

Bu konuda şansım evler arası mesafe kısa. 500-600 metre. Merak ettiğim, iş yerimle evim arasında evimin gözükmemesinin sebebi bir yüksek bina. Acaba, bu çanaklardan iki tane alıp, birbirine baktırsam, arada bir bina olsa bile çeker mi? En kötü ihtimalle dediğim gibi, annem iki evi de gördüğü için, ulaşım merkezi annemin evi olacak.

Annemi de işin içine katmam gerekirse 4 adet uzun menzil wi-fi gerekecek. Kabaca maliyeti 1400-1500TL gibi olacak. Ancak kesin çözüm. İnternet maliyetini de ciddi düşürdüğü için parasını hızla çıkaracaktır.

Bu konuda bulduğum aletlerden biri TP-Link CPE605, diğeri TP-Link CPE610. Daha önce böyle projelere girişen arkadaşlar oldu mu? İlk etapta bu arkadaşlardan iki adet alacağım. Evim ve ofisim arasında deneyeceğim. Aradaki binaya rağmen sinyal alabilirsem, belki projeyi orada noktalarım. Alamazsam, annemle ofis arasında bağlantıyı kurmak için kullanırım bu iki arkadaşı. Sonra da iki tane daha alıp, annem ile benim ev arasında bağlantı kurarım.

İşin gıcık tarafı annemin evinden bakınca bürom anyaya bakıyorsa benim ev konyaya bakıyor. Dolayısı ile annemin evde iki ayrı çanak şart olacak. Hatta benim eve bakan çanak kendi evinde değil, komşunun balkonunda falan olması gerekecek. Gıcık bir durum. O yüzden ofisim ile ev arasında doğrudan bağlantı olsa çok mutlu olacağım.

Daha önce benzer deneyimi olan oldu mu?
8 ay
Ankara'da Wi-Fi İSS hizmeti var mı?
Merhaba gençler. Ankara'da Wi-Fi internet hizmeti veren var mı? Biliyor musunuz? Enteresan bir şey denemeye niyetliyim. Merak ettim. Türksat'la bir problem yaşadım ve uzun zamandır evim ve bürom arasında ağ kurmaya niyetli idim. Ancak ikisi birbirini doğrudan görmüyor. Ancak... Annemin evi ikisini de görüyor. Evim ile ofisim arası kuş uçuşu 750 metre. Ofisim ile annemin ev arası kuş uçuşu 350 metre. Annemin ev ile benim ev arası kuş uçuşu 700 metre.

Biraz paraya kıyar isem, Annemin evine iki adet uzun menzil wi-fi, ofise uzun menzil wi-fi, evime uzun menzil wi-fi kurar isem, bu üç daireyi birbirine bağlayabilirim. Teorik maksimum hız 300mbit olmakla birlikte bunun imkansız olduğunun farkındayım. Ancak, mesafeler kısa olduğu için en az 100mbit bir ağ kurmanın hiç de zor olmadığını düşünmekteyim. Üç ev için tek internet alarak da parasını zamanla çıkarırım.

Tp-link'in bir uzun menzil wi-fi çanağını gördüm. 350TL idi. İşimi fazlası ile görür. Bu meretten 4 adet lazım olacak bana. Anamın 18'inci kattaki evi ana bağlantı noktası olacak. Evim ile ofis arasındaki bağlantı da anamın evi sayesinde olacak. Bu bağlamda interneti koymanın en akıllıca olduğu ev de gene anamın evi. Hiçbir konumda dolaylı aktarma ile internet olmayacak böylece. Örnek: interneti büroya koysam, annem interneti bürodan alacak. Evim ise annemden alacak. Dolaylı biraz. Bu açıdan internet merkezi annemin evi olmalı. Burada önümdeki en büyük engel anamın evi arka cepheye bakıyor. Büroyu görüyor; ama evimi görmüyor. Binanın ön cephesi evimi görüyor. Kule tipi binada komşudan da rica edilmez ki, "balkonuna wi-fi anten koyayım" denmez yani.

Bu sebeple bir de büronun çatısına ve evimin çatısına çıkacağım bir ara. Bir ihtimal, birbirlerinin çatılarını görüyorlar mı? Bakacağım. Görüyorlarsa procem var. Görmüyorlarsa annemi dağıtım noktası olarak kullanmak şart oluyor. Artısı, annemi de ağa dahil etmiş oluyorum. Eksisi maliyet artıyor. Bir de annemin binasında kendi evimi fiziken görebileceğim bir nokta bulmam gerekiyor. Keşif şart.

-------------------

Bu noktada aklıma şu da geldi: Dünyanın çeşitli ülkelerinde Wi-fi internet hizmeti veren İSS'ler var. Bu tip İSS'lerden Türkiye Ankara'da var mı? Varsa belki de altyapı meselesinden külliyen kendimizi kurtarmak daha akılcı bir çözüm olabilir. "Madem evler arası wi-fi kuracağım, bir wi-fi da iss için kurarım" gibi bir mantık.

"Bu işin maliyeti uçuk aga" demeyin. 4 adet uzun menzil wi-fi çanağı 1400 lira tutar. Dandik internet ayda 80TL. 3 ayrı evde 240TL. Yılda 2880TL. 100mbit 500gb kotalı internet 150 TL. 90TL fark var. Yılda 1080TL. 14 ayda kendini çıkarır wi-fi.
9 ay
Bugüne kadar Kablonet'den memnundum. Bugünden sonra minimum para
Gençler,

Çok enteresan bir durum oldu. Şirkette Türksat Kablo vardı. Şirket yetkilisi olan babamı 1 yıl kadar önce kaybettik. Yerine şirket yetkilisi annem oldu. Şirket yetklisi değişince bunu İSS'ye bildirmek gerekiyormuş. Haberimiz olmadı. Beni cumartesi aradılar. Pazartesi iptal olacak dediler. 65 yaş üstü için sokağa çıkma yasağı var. Yeni imza yetkilimiz, annem, sokağa çıkma yasaklı. Bunu söyledim. "Siz hizmet vermemeye devam edin. Yeter ki hattı iptale götürmeyin. Ben size imza yetkisini mail atayım. Sokağa çıkma yasağı kalkınca şahsen gelir hallederiz" dedim. "Tamam" dediler.

Ben mail attım. Bir ay kadar sonra da abone merkezine gittik, imza sirkülerini, kimliği falan şahsen ibraz ettik.

Bir hafta sonra ofise gittim. Hala internet yok. Aradım, öğrendim ki hat iptal edilmiş! Neyse, müşteri hizmetlerini aradım. Durumu anlattım. "Biz inceleyelim size dönüş yapacağız" dediler. Dönüş yapmadılar. Bugün bir daha aradım. Dedikleri şu: "Müşteri hizmetleri konuşmasında sokağa çıkma yasağı ile ilgili bir bilgilendirmeye rastlamadık. İptal süreci tamamlanmıştır." Bir de yalancı olduk iyi mi?

Neyse, şimdi ofiste, evimde, abimin evinde ve annemin evinde toplam 4 adet türksat kablo vardı. "Hepsinin zamanı gelince kim en mantıklı ise bundan sonra ona geçerim bilginize" dedim kapadım. İSS kalmadı resmen. Telekom Arap. Turkcell tecavüzcülere sponsor oldu. Gönlümü alması için bir şeyler yapması lazım. Vodafone alacağım sanıyorum. Şimdilik evin internetini ofise taşıyıp falan hallediyorum, halen Türksat kablo kullanmaktayım da, böyle devam etmez yani. Bir üyelik lazım. Ülkenin içinde bulunduğu siyasi durum gereği de sanıyorum Vodafone'a üye olacağım. "Şakşakçılar kazanacağına gavur kazansın, gene daha iyidir" mantığı.

Bu arada, şirketi zaten kapıyorum. Bir ara iptal parası ödemem gerekecekti de, böyle olmasaydı iyiydi. Ne hantal firmaymış Türksat... Neyse, geç olsun güç olmasın. Bir cayma bedeli çıktı. 270TL . Ödedim. Modem ücreti diye bir şey yollarlarsa ödemeyi düşünmüyorum. "Modemi kiralıyon, sonra bir de modem ücreti mi alıyon?" derler adama. Al modemini ittir ol git. Yanlış mıyım? Modem kiralıksa, iade edince modem ücreti kesemez. Modemi taksitle satarsa kalan taksitleri kaktırabilir.

Şirketi kapatacağım zaten. Arasınlar bulsunlar. Ancak gene de namuslu adamız, hırsızlık yapmış olmak istemem. Kiralık modem konusunda, modemi iade mi etmem gerekiyor? Nasıl işliyor bu sistem? "Kiralık Modemde iade olmuyor, parayı sokuyorlar" gibi bir konu varsa, dediğim gibi, ödemeyeceğim. Çünkü haklıyım. Onlar koşsun peşimde. Bakalım alabiliyorlar mı? Ama iade edilince ücret çıkmıyorsa haklılar. Kiralık malı iade edince ücret yansıtmamaları gerekir. Konu hakkında bilgisi olan varsa, bilgilendirirse çok sevinirim.

-------------------

Bu arada şu anda büroda evimdeki kablo modemi kullanarak internete bağlıyım... İstesem iki modeme de kullanıcı adı şifre girip, evden çıkarken modem kapa, ofisten çıkarken modem kapa yöntemi ile tek üyelikle de devam edebilirim de... Sözleşmesel çerçeveye uymamış olmak istemem. Namuslu adamız neticede. Onlar pek namuslu olmasa da... Sonuçta öküz gibi kota var evdeki internette... Ama gene de yapmam muhtemelen.
11 ay
S550 hexacopter kasamı kırdım. Yeni kasa için fikirlerinizi alabilir miyim?
Gençler, bir yıldır uğraştığım bir drone vardı. S550 hexacopter kasalı. Gimbal, pixhawk, gps, 3dr telemetri, aksiyon kamerası, 5.8ghz verici, alıcı vs.vs.vs...

Ekipmanın çokluğundan bunaldım ve benim için asıl olayın menzil olduğunun farkına vardım ve aletten telemetri, gimbal, aksiyon kamerası, video vericisini söktüm. Yerine raspberry pi, pi kamerası, pan ve tilt için iki servo, LTE modem taktım. Drone'un telemetri bilgilerini ve video yayınını 4g üzerinden almaya başladım. Toplamda drone'u 280gram hafiflettim. İkinci pilimi de taktım. Pilin tanesi 720 gram. Dolayısı ile drone'u 440 gram ağırlaştırıp, pilini iki katına çıkarmıştım. Pil olarak 4s 8000mah pil kullanıyordum. Bu kurulumda 4s 16.000mah pilim olacaktı.

Ancak bunun kurulumu sırasında sıfırdan pixhawk'a firmware yükledim. Sonrasında kalibrasyonları da yaptım; ama sanırım iyi yapamamışım. Veya ESC'lerden en az birini ters bağladım, bilmiyorum. Sonuçta alet kaltığı gibi kendi etrafında dönmeye başladı. Kontrolü kaybettim. Yükselmeye başladı. Daha yüksekten düşmesin diye bir şekilde aleti yere çaktım.


Bir motorun kablosu sargı kısmından koptu. Söktüm, gene de erişilemiyor. Motor pert.

İki ESC'de kablo kopmuş. Pad'ler sağlam. Lehim kopmuş. Onlar hallolur.

6 pervanenin 5'i pert.

Raspberry kamerası parçalandı.

İniş takımını tutan plastik aparatlar kırıldı. İniş takımları karbon fiber. Onlar sağlam.

Kasanın alt göbek kartı kırıldı. İki tane de kol kırıldı.

-----------------------------

Şimdi, ben bu drone'u arızalı almıştım. Tamir ettim. Dolayısı ile motorları nedir bilmiyorum. 2212 motorlar. 820-920kv arası bir motor olduğu kesin; ama üzerinde hiçbirşey yazmıyor. DJI tipi motor. DJI tipi pervane bağlanıyor. Aranızda şans eseri motora bakınca markasını tahmin edebilecek bir babayiğit var mıdır?

-----------------------------

Benim için bir diğer seçenek quad'a geçmek. Elimdeki 4 sağlam motor ve ESC ile quad toplamak. Eğer bunu yaparsam da TBS DİSCOVERY kasa buldum. Ancak 8000mah pil ile uçuş süresi ne olur bilmiyorum. Quad toplamam durumunda tüm elektroniğim, kablolar, vidalar + 8000mah pilim toplamda 1460 gram ediyor. Buna kasanın ağırlığını da eklemek lazım. 820-920kv arası motorlar, 1045 pervaneler ile böyle bir ağırlıktaki bir drone acaba kaç dakika havada kalır? Bilmiyorum.

Hexacopter kasası alsam, iki motorum farklı olsa, büyük sorun teşkil eder mi?

Yoksa Quad mı toplayayım? Ne dersiniz?

Motorumun fotoğrafı:



geçen yıl
Eğlence ve nostalji amaçlıdır... Geçmiş siyasetçiler ve söyledikleri...
Öncelikle konu derin tartışmalara girmek amaçlı açılmamıştır. Geçmişte siyasetimizin ne kadar renkli, yer yer esprili, yer yer de absürt olduğunu göstermektir. Günümüz siyasetinin üzerimize çöken tek düzeliğin, gülümsemenin eksik olduğu robotik griliğin altını çizmek içindir.

Isparta'nın köyünde doğup, cumhuriyetin elinden tutup da okuttuğu bir birey olarak özellikle Robert koleji mezunu Ecevit'in halk çocuğu olabilmesine içerleyen Süleyman Demirel: "Türkeş Türk çocuğu, Ecevit halk çocuğu, Erbakan müslüman çocuğu, biz o....çocuğu muyuz?"

Kendisini ti'ye alan programlar ve karikatürler ile ilgili söylediği: "Mizah bir yumruktur ne zaman kime vuracağı belli olmaz."

"Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz." Basit, düz ve doğru bir mantık aslında.

İpraş rafinerisinin stoklaması sebebi ile geçici bir benzin kıtlığına giren Türkiye'de, dönemin başbakanı Demirel'e soruyorlar durumu. Önce açıklama yapıyor. Durumu anlatıyor. Sonra da "Benzin vardı da biz mi içtik?" diyor. DEvamında bir başka gazeteci "benzin mi daha değerli su mu?" diyor. 1970'lerden beklenmeyecek bir öngörü ile Demirel: Su! Benzin içilmez. Su içilir. Tabii ki su daha değerlidir." diyor. Bu arada burada bir gönderme de var tabi. "Barajlar kralı Sülo." Benzin tahtını sarsıyor mu? Cevap da Hayır sarsmıyor.

Necmettin Erbakan koalisyon ortağı iken, basın aracılığı ile Demirel'den genelevlerin kapatılmasını talep ediyor. Demirel'in basın aracılığı ile Erbakan'a verdiği cevap: "Necmettin Bey, genelevleri kapatalım da vatandaş bizi mi ...... ?" Çok doğru bir tespit. Necmettin Bey ateşle oynamış, haberi yok.

Basın mensubu soruyor: "Derin devlet nedir?" Demirel Cevap veriyor: "Derin devlet normal devletin raydan çıkmış halidir."

Uzun uğraşlar sonucu meclisten güvenoyu alıp hükümeti kurmayı başaran Demirel basın karşısına çıkıyor. Bir gazeteci hükümetin ne zaman düşeceğini soruyor. Gerçekten çok esprili, çünkü hükümetin kurulması bir aydan uzun sürmüş. Demirel'in cevabı: Yani, biraz sabırlı olun yahu! 5 dakika olmadı hükümetin kurulduğunu açıkladım, sen bana ömrünü soruyorsun. Sabırlı olun, o gün de gelir." (Arada yapıcı birkaç laf da ediyor.)

Ama benim şahsi favorim:

Kıbrıs çıkarmasından bir süre sonra hükümet düşmüş. Yeni başbakan Demirel. İngiltere ile aramız buz gibi. İngiltere dış işleri bakanı Türkiye'ye ziyarete geliyor. Başbakan ile görüşmeleri öncesinde el sıkışıyorlar. Görüşme sonrası basın görüşmenin nasıl geçtiğini soruyor. Bir gazeteci: "Bakanın elini sıktınız. Bu, aradaki buzların erimeye başladığı anlamına mı geliyor?" Demirel'in cevabı: "Ya neresini sıkacaktım?"

----------------------------------------------

Erdal İnönü...

Seçim çalışmasında otobüsle ilçe ilçe geziyorlar. Bir ilçe çıkışında otobüsün önüne bir adam atlıyor. "Ölürüm yoluna!" diye bağırarak... Otobüs ani frenle duruyor. İnönü kapıyı açtırıp bir hışımla aşağı iniyor. Adama koşup "Dur! Ölme! Bir oy bir oydur!" diyor. Ahahahahahaha!

Çeşitli sol ve sosyal demokrat partilerin temsilcileri ile Ankara'da bir restoranda buluşuyorlar. Bir çatı kurulabilir mi, bunun hesabında... Garson geliyor, "Bir şey alır mıydınız?" diye masaya soruyor. İnönü: "Yok, teşekkürler, biz birbirimizi yiyeceğiz."

Sinema meraklısı olduğu herkesçe biliniyor. Gazeteci soruyor: "Bu aralar sizi sinema salonlarında göremiyoruz?" İnönü: "Salon karanlık oluyor, ondandır."

Bir gazeteci: "Sizin için "Norveç'e çok iyi başbakan olur" diyorlar."
İnönü: "Çok teşekkür ederim. "Bu işi beceremiyorsun"u daha kibar ifade edemezlerdi."

İnönü siyasete girmeye hiç niyetli değildi. Niyetli olmadığını da ifade etmişti. Ama çok yoğun baskılar neticesinde siyasete girdi. İlk aday olduğu zaman da bir gazeteci sordu: "Neden siyasete girdiniz?"
İnönü: "Benden daha kötüleri bu ülkeyi yönetmesin diye."

Şahsi hayatında da böyle bir adam. Eşi anlatmış bir hikaye. Tam benlik... İnönü salonda oturmuş koltuğa gazete okuyor. Sevinç hanım mutfakta. Fare görüyor. Çığlığı basıyor: "Erdal koş! Fare!" Erdal İnönü istifini bozmadan gazete okumaya devam ederek: "Sevinç kedi miyim ben Allah aşkına?"

--------------------------------

Kendisini bitim kadar sevmemekle birlikte, Özal'ın sıklıkla devekuşu kabareye gittiğini, kendisine durmadan laf sokan, son derece muhalif ve sıklıkla parodilerini yapan bu insanları arka sıradan kahkahalar atarak izlediğini biliyor muydunuz mesela?

Özal'ın da var espirili çıkışları. Ama biraz daha yavan ve çiğ: "Biraz da küçük Turgut'la oynasınlar." gibi...

Hiper enflasyon dönemi. Seçim öncesi gazeteci soruyor: "Bekleyen bir zam var mı?" diye. Özal: "Seçim öncesi zam yapacak kadar enayi miyim?"

"İslam dini fakirliği değil, zenginliği öne çıkarır. Allah zengini sever." Allah'ın adam ayırdığını sanmıyorum; ama tabi, amaca giden yolda herşeyin mübah olduğu anlayışlarda bu sözün sarf edilmesi normal. Asıl bomba birkaç yıl sonra geliyor...

"Ben zenginleri severim."

-----------------------------------

Erbakan:

"Yahu burada güneş dururken ampule ne hacet?"
"Milli görüş tekeden süt çıkarır." Doğru. Zaten şeyh de uçmaz, mürit uçurur... Sütün çıktığına inanırsan, tekeden süt çıkıyordur. (Not: Teke = Erkek keçi)
"Ben sizi avucumun içi gibi tanırım. Siz bunu yapamazsınız. Siz yaparım sanıyorsunuz. Yapamazsınız. Su var, tuz var, un var. Sanıyorsunuz ki ekmek yaparım. Yapamazsınız. Ekmek için maya lazım. Sizde o maya yok."

Hoca-Bacı-Baba polemiği... Sülo'nun halk nezdindeki tartışmasız "baba"lığı parti içi hareketle gölgelenmiş, kendisini Cumhurbaşkanlığı'na şutlayıp başbakanlık ve parti başkanlığını kapan Tansu "ben sizin bacınızım" çıkışı ile "baba"lık dalgasından nemalanlamaya girişmiştir. Erbakan boş durur mu? Hem Prof. olmasından, hem de dini lider gibi sözleri ve takipçileri olmasından hareketle "Ben sizin hocanızım" buyurmuştur. Sıralama yapacak olur isek, bu furyada da taklitler aslını yaşatmıştır. Sülo > Neco > Tansu sıralaması yapabiliriz.

------------------------------------

Tansu:

Tansu ve Mesut'un fazla espirili bir tarafı yok. Siyasetin git gide basitleştiği, alçaldığı, grileştiği yıllar. Şimdikinden gene iyi de, hareketler, tavırlar gitgide resmileşiyor... Ama Tansu deyince zekice esprilerden çok gaflar anılır...

Pıttık meselesi... Erzurum'a mitinge giden Tansu'ya kalabalıktan bir emmi bağırır: "Senin pıttığını yerim!" Bunun ne demek olduğunu bilmeyen Tansu, Erzurum il başkanına dönüp "pıttık ne demek?" diye sorar. Başkan utanır. Söyleyemez. "Yürek demek efendim" der. Tansu döner kalabalığa: "Bacınızın pıttığı size feda olsun!" der. Erzurum Erzurum olalı böyle çılgın alkış, böyle çılgın tezahurat gömemiştir...

İktidarda Mesut, hükümetin son demleri. Bir söylediği diğerini tutmuyor. Tansu'ya laf atmış bir yerde sanıyorum. Meclis konuşmasında buna cevap veren Tansu, konuşmanın bir yerinde: "Mesut Yılmaz iktidarsızdır!" diye haykırmış. "İstikrarsızdır" demek istemiş. Tüm meclis, DYP ekibi de dahil ve hatta Mesut Yılmaz da dahil, kahkahalarla dakikalarca gülmüş.

Seçim öncesi mitingdeki Samsun halkı ve Tansu'nun diyaloğu:
Tansu: Kırat'ın yemini verecek misiniz?
Vatandaş: eveeet!
Çiller: Biz de sizin yeminizi vereceğiz!
"Brrrrşşş... Gley gley gley gley hoooooovvv!" Tansu için halk bu.

Özal ölmüş. Seçim var. Halktan oy isteyen Tansu:
"Sekiz yıl Özal'a verdiniz. Onun iki yılını ananıza verin de Türkiye şahlansın!"

Yalova'da mitinge gelen vatandaş Tansu'nun alışmadığı kadar eğitimli... 7 temmuz tarihinde yalovalılar'a 77. il oldukları müjdesini vermek istiyor:
-yedi yedi daha ne edeeer?
-on döööört.
-hayııır. yedi yedi daha ne eder?
-kırk dokuuuz!
-hayııır, bugün günlerden ne?
-cumartesiii...
-hayıır, bugün ayın kaçııı?
-yedisiii!
-aylardan neee?
-temmuuuz!
-yedi yedi daha ne edeeer?
-!!!!

Öcalan'a ilk sayın diyenin AKP içinden olduğunu sanıyorsunuz değil mi? Hayır. Bilemediniz. Doğuda çok karanlık işler yürütmüş, başıbozukları, hayaletleri doğuya salan ve uzun vadede sorunun çok daha derinleşmesine sebep olan Tansu'nun kendisi bizzat, şahsen Öcalan'a sayın demiştir:
"sayın öcalan.... sayın değil tabiii..." şeklinde.

Bunu da buraya not düşmezsem, unutursam, unutturursam yüreğim kurusun.
Sivas katliamı sonrası:
"Oteli saran vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır."

--------------------------

Çeşitli karikatürler ekleyeyim:
1965. Dikkatinizi çekerim, İSMET İNÖNÜ de orada:


1977 seçimi sonrası...


1990'lar...






Şahsi favorim:
DH Mobil uygulaması ile devam edin.
Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin.
Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.