Donanım Haber

Uygulama ile Aç
Kayıt
D

Yüzbaşı
20 Şubat 2010
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
0 üye
Görüntülenme (?)
30 (Bu ay: 0)
Gönderiler Hakkında
D
2 yıl
Çin, Koronavirüsün Ekonomik Etkileriyle Mücadelede İndirim Kuponlarına Başvurdu



Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının küresel ekonomide yarattığı olumsuz etkilerin önümüzdeki dönemde de devam etmesi bekleniyor. Pek çok devlet, ekonomilerini salgının etkilerinden korumak ve bu zorlu dönemlerinde vatandaşlarına ve işletmelere destek olmak için KOBİ’lere kredi desteği, işsizlik maaşı, vergi ötelemesi gibi çeşitli önlemler alıyor.





Salgının başlangıç noktası olan Çin’in, bu dönemde daralan ekonomisini düzeltmek için aldığı önlemlerden biri yerel hükümetler eliyle vatandaşlarına indirim kuponu dağıtmak oldu. Once Coupon A Time’ın aktardığı verilere göre, salgının patlak verdiği Ocak ve Şubat aylarında Çin’deki perakende satışları bir önceki yıla göre %20,5 azaldı. Çin hükümeti, Mart ayında da %15,8 civarında seyreden düşüşü yavaşlatmak için indirim kuponlarına başvurdu.





İndirim Kuponu Nedir?





Dünyanın dört bir yanında olduğu gibi Türkiye’de de daha hesaplı alışveriş yapmak isteyen tüketicilerin sık sık başvurduğu bir alışveriş yöntemi olan indirim kuponu, mağazaların tüketiciyi tüketime teşvik etmek için kullandıkları bir yöntem olarak biliniyor. Tüketici tarafından bilinçli bir şekilde kullanıldığında pek çok ürün kategorisinde hesaplı alışverişi mümkün kıldığı için, indirim kuponlarını yakından takip eden tüketicilerin sayısı her geçen gün artıyor. Tüketiciler, online alışveriş platformlarında ödeme sayfasında girdikleri bu kupon kodları sayesinde çeşitli oranlarda indirimler kazanarak hesaplı alışveriş yapabiliyorlar.





Çin Hükümeti İndirim Kuponlarını Nasıl Dağıtıyor?





Normal şartlarda özel sektörün tüketimi teşvik etmek için kullandığı bu yöntem, Çin’de yerel hükümetler aracılığıyla vatandaşları evlerinden çıkmaya ve tüketime teşvik etmek için kullanılıyor. Ekonomisi perakende tüketime bağlı olan Çin, tüketici güvenini ve satışları artırmak amacıyla Mart ayından bu yana indirim kuponu dağıtıyor.





Yine inshopping’te paylaşılan bilgilere göre, Çin’in Zheijang eyaletinin başkenti Hangzou’da yapılan beşinci kupon dağıtımında toplam değeri 310 milyon TL’yi bulan 1,5 milyon indirim kuponu dağıtıldı. Vatandaşların Alibaba gibi üçüncü taraflar tarafından dağıtılan indirim kuponlarını öncelikle gıda vb. temel ihtiyaçlarını karşılamak için kullandıkları ve bunun sonucunda 3,3 milyar TL değerinde bir tüketimin sağlandığı belirtiliyor.





Çin’in hükümetinin bu adımı, Alibaba gibi e-ticaret devlerini de kendi indirim kuponlarını dağıtmaya teşvik ediyor. Örneğin, Alibaba şimdiye kadar toplam değeri 14 milyar TL’yi bulan 10 milyon adet indirim kuponu dağıttı.





Ekonomiyi Nasıl Etkiledi?





İndirim kuponlarının, Çin ekonomisinde kısa vadede bir hareketlilik yaratarak hem vatandaşların satın alım gücünü artırdığı, hem de işletmeler için bir nakit akışı sağladığı söyleniyor. Önümüzdeki aylarda da devam etmesi beklenen indirim kuponu dağıtımının Çin ekonomisinin toparlanmasında uzun vadede nasıl bir etkisi olacağı ise merak konusu. 8 Nisan itibariyle Çin’in 16 eyaletinde, toplam 50 şehirde dağıtılan kuponların sayıca artması ve en azından kısa vadede tüketici güvenini artırmaya devam etmesi bekleniyor.


D
5 yıl
F-35'ler sonbaharda IŞİD hedeflerine saldırabilirler
 
ABD'nin yeni nesil savaş jeti F-35A'nın 1 Ağustos'ta operasyon yapabilme kapasitesine erişmesi bekleniyor. Halihazırda planlanandan 5 yıl geride olan programın ilk kez gerçek bir savaş ortamında faaliyet gösterecek olması ise büyük önem arz ediyor.
 
Çok fonksiyonlu savaş uçağı olan F-35A'nın gereken durumlarda Rus ve Çin savaş uçaklarına karşı etkin olarak kullanılması ve gelişmiş hava savunma sistemlerinden etkilenmeden operasyon yürütebilme kabiliyetine sahip olması bekleniyor. Hava savunma sisteminden bahsetmişken, IŞİD'in elinde düzgün bir sistem olduğundan elbette bahsedemeyiz. Terör örgütünün sahip olduğu küçük kalibreli hava savunma araçları ve piyadeler tarafından kullanılabilen karadan havaya portatif hava savunma sistemleri, F-35'leri etkisiz hale getirebilmek için oldukça yetersizler. Bu uçaklar 6000 metre irtifada rahatlıkla uçabilmekte ve IŞİD hedeflerini dokunulmadan yok edebilme kapasitesine sahipler.
 
Burada şundan da bahsetmek gerekir ki, F-35A'ların kullanılacağı operasyonlar, ünlü A-10 Warthog'ların kullanılacağı operasyonlardan çok daha maliyetli olacak zira bu yeni nesil uçakları bir saat havada tutmak yaklaşık 42 bin dolara mal oluyor. Ayrıca bunun yanında, yeni nesil uçaklar A-10'larla kıyaslandığında; herhangi bir zırha sahip değiller, daha az havada kalabiliyorlar ve daha az çeşit mühimmat ihtiva ediyorlar.
 
F-35 programı gerek maliyeti gerekse yaşanan gecikmelerden ötürü oldukça tartışıldı ve eleştirildi ancak şunu kabul etmek gerekir ki program son beş yılda oldukça fazla yol kat etti ve tartışmaların odak konusu programın gerçekleşip gerçekleşemeyeceğinden ziyade operasyonel avantajları ve dezavantajlarına kaydı.
 
IŞİD'e karşı yürütülen savaşta her ne kadar çok fonksiyonlu savaş uçağı yerine bombardıman uçağına ihtiyaç duyulsa da F-35A'ların bölgede olması ABD'nin bölgedeki gücünü özellikle psikolojik anlamda oldukça artıracaktır.
D
5 yıl
Rusya, uzay bombardıman aracı mı geliştiriyor?
 
Devlet haber ajansı RIA Novosti’nin iddialarına göre geliştirilme aşamasında olan uzay aracının motoru halihazırda test edilmiş durumda ve bu sene Eylül ayında Uluslararası Askeri Teknoloji Forumu’nda tanıtılacak. Haber, Yarbay Solodovnikov’u kaynak olarak gösteriyor. Yarbaya göre geliştirilecek olan araç normal bir bombardıman uçağı gibi kalkış yapacak ve havada seyir edecek. Ancak gerektiğinde uzaya çıkıp dünyadaki bir hedefi nükleer silahlarla bir ya da iki saat içerisinde vurabilecek.
 
Rusya Savunma Bakanlığı, uzay bombardıman aracının geliştirildiği iddialarını yalanladı. Bakanlıktan yapılan açıklamada varsayımsal uzay aracının devlet medyası tarafından yanlış yorumlandığı ifade edildi. Yalanlama doğru olsa dahi geliştirilen motorun kamuya tanıtılma tarihi merak uyandıran bir gelişme. Bu durumda üç ihtimal bulunuyor: Motor gerçek ancak geliştirilecek olan uzay aracı tamamen varsayımsal. İkinci bir ihtimal ise motor ve uzay aracının geliştirildiği gerçek olması. Son ihtimal ise ikisinin de gerçek olmadığı. Bu iddiaların kesinliği Eylül ayında ortaya çıkacak.
 
Durum ne olursa olsun, aracın tasarımıyla ilgili elimizde herhangi bir bilgi bulunmamakta. Solodovnikov’a göre araç 20-25 ton ağırlığında olacak. Karşılaştırmak gerekirse bir F/A-18E Super Hornet ile yaklaşık aynı ağırlıkta olacağını söyleyebiliriz. Ancak böylesine hafif bir aracın en az bir nükleer silah taşıyacağı, normal bir uçak gibi uçacağı, kendi kendine uzaya çıkabileceği ve tekrar dönebileceği düşünüldüğünde, iddialar önem kazanıyor.
 
Araca güç verecek olan motor da gizemini koruyor zira hem uzayda hem de atmosferde seyredecek bir uçağın kullanacağı motorun her iki koşulda da etkin ve verimli bir şekilde çalışabilmesi gerekiyor. Rus uzay aracının iki motordan oluşan bir kombinasyona sahip olacağı düşünülebilir ancak iki motor ve iki yakıt türünün ihtiva edildiği bir uzay aracının rapor edilen 25 ton ağırlığı çok rahat geçeceğini de söyleyebiliriz. Ayrıca raporlarda aracın tek motorlu olacağı belirtiliyor.
 
Nükleer bombardıman kapasitesine sahip bir “uzay uçağının” korkutucu duyulduğu bir gerçek ancak böyle bir aracın uçtuğunu görene kadar çeşitli senaryolarla kafaları meşgul etmek de son derece anlamsız. Rusya’nın son dönemlerde yüksek profilli askeri projeler duyurduğu ve bunların üzerinde çalıştığını da ayrıca belirtmek gerekli.
D
5 yıl
Kaliforniya güneş enerjisi üretiminde tekrar rekor kırdı!
Salı günü kırılan rekorda 8030 megawatt’lık (MW) enerji üretimi sağlandı. Rekor, 2014’te ulaşılan en yüksek değerin iki katı; geçen yıl kırılan rekorun ise 2000 MW üzerinde olma özelliğini taşıyor.
 
Rekorun kırılması aslında beklenen bir şeydi, zira şebekeye halihazırda yeni eklemeler yapılmıştı. Yaz aylarının da güneş enerjisi üretimi için en ideal zamanlar olduğu düşünüldüğünde, yeni bir rekorun gelecek haftalarda geleceğini beklemek yanlış olmayacaktır. 2017’de ise şebekeye katılan yeni güneş enerjisi sistemleriyle üretim daha da fazla artacaktır.
 
Daha önceden de belirttiğimiz üzere rekor düzeydeki enerji üretimi 8030 MW olarak 12 Temmuz tarihinde, öğlen saat 13:06’da kaydedildi. Üretilen enerji Kaliforniya’daki 2 milyon haneye elektrik sağlayacak düzeydeydi ancak şunu da belirtmek lazım, Kaliforniya’da halihazırda birçok ev kendi elektrik enerjisini çatı güneş sistemleriyle üretmekte. Dolayısıyla CAISO’nun ürettiği elektrik bu evlerde kullanılmayacak ve bu evlerde üretilen elektrik, kırılan rekora dahil değil. Bunlara ek olarak CAISO, Kaliforniya’nın elektrik şebekesinin %80’inde faaliyet göstermekte. Yani eyaletteki küçük belediyelerin kendi sistemleri bu üretimin dışında tutuluyor.
 
Aslında bu rakamlar böyle anlatıldığına bir şey ifade etmeyebilir. Böyle düşünüyorsanız haklısınız da. Rekorun büyüklüğünü anlayabilmek için enerji üretiminin, enerji talebini karşılama oranına bakmak çok daha doğru olacaktır. Rekorun kırıldığı zaman şebeke ölçeğinde güneş ve diğer yenilenebilir enerji kaynakları, şebekenin elektrik ihtiyacının yaklaşık %29’unu karşılayabilmekteydi. Aslında rakam oldukça iyi dursa da bu yılın başlarında kırılan rekorla karşılaştırıldığında çok da yüksek sayılmaz. Çatı güneş sistemleri çıkarıldığında, birkaç ay önce CAISO’nun elektrik ihtiyacının %54-56’sının yenilenebilir enerjiden karşılandığı da olmuştu (14-15 Mayıs tarihlerinde).
 
Yakın bir gelecekte şebeke ölçeğinde yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik ihtiyacının %50’sini düzenli olarak sağlayabileceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Rekor zamanlarda ise bu değerin %75-80 seviyesinde olacağını beklemek yine doğru olacaktır. Şunu da belirtmek gerekir ki aslında çatı güneş sistemleri de bu hesaplara dahil edilse rekorun büyüklüğü kaçınılmaz olarak daha da artacaktır.
 
Aynı gelişmelerin iklimi gayet uygun olan ülkemizde de gelecek yıllarda yaşanması temennisiyle...
D
5 yıl
2017 model Audi RS3 Sedan test edilirken kameralara yakalandı
 
Nürburgring pistinde kısmen kamuflajlı bir şekilde test edilirken kameralara yakalanan hızlı sedan modelin dış tasarımı tamponlar, daha geniş ön çamurluklar ve büyük çaplı ikili egzoz sistemi dışında S3 Sedan ile aynı.
 
Tasarım detaylarının yanı sıra RS3 Sedan, motorunu RS3 Sportback’ten alacak. Markanın ünlü 2,5 litrelik beş silindirli turbo motorunun kullanılacağı aracın gücü 365 beygir olacak ve 465 Nm’lik tork değerine sahip olacak. Daha geniş gövde yapısından dolayı 15 kilogram ağırlaşan RS3 Sedan’ın 0-100 süresi de RS3 Sportback’ten saniyeden onda bir daha yavaş: 4,3 saniye.
 
 
Sportback’in çift kavramalı şanzımanının ve dört tekerlekten çekiş sisteminin de aynen entegre edileceği otomobilin sürüş karakterinin hatchback kardeşine oldukça benzemesi bekleniyor.
 
 
RS3 Sedan test edilirken yakalanmış olmasına rağmen Audi henüz aracı onaylamış değil ancak firma içinden alınan bilgilere göre aracın gelecek yıl yollarla buluşması planlanıyor.
 
 
RS3 Sedan’ın Sportback modelden daha pahalı olması da beklentiler arasında. Modelin doğrudan rakibi ise 380 beygirlik gücüyle Mercedes-AMG CLA 45. Mercedes-AMG’nin hızlı sedanı gücünü 2 litrelik dört silindirli bir motordan alıyor ve RS3 Sedan ile de yaklaşık olarak aynı fiyat düzeyinde olacağa benziyor.
D
5 yıl
Geceleri telefonları şarjda bırakmak sağlıklı mıdır?
 
Teknolojik alet kullanıcılarının, özellikle de akıllı telefon kullanıcılarının üstünde en çok tartıştığı konulardan biri de telefonların gece şarjda bırakılmasının zararlı olup olmadığıdır. Şunu kabul etmek gerekir ki birçoğumuz gece yatmadan önce telefonlarımızı şarja takar, sabah kalktığımızda ise cihazlarımızı %100 şarj olmuş bir şekilde kullanmaya başlarız. Peki telefonları 6-7 saat, belki daha fazla süre şarjda tutmak zararlı mıdır? Bu soruya aldığımız cevaplar ise genellikle kafamızı daha çok karıştırır. Ancak merak etmeyin, bu yazıda elimizden geldiğince bilimsel bir şekilde bu soruya yanıt bulmanıza yardım edeceğiz.

Lityum-Nikel Farkı

Teknolojiyle ilgileniyorsanız günümüz telefonlarının çoğunun lityum iyon pil kullandığını zaten biliyorsunuzdur. Bu durum yıllar önce böyle değildi. Eskiden telefonlar, marketten satın aldığımız Duracell veya Energizer piller gibi nikel pil ihtiva ediyorlardı. Nikel pillerin ise şarj edilme yöntemi ve şarj döngülerini hatırlama şekli günümüzdeki pillerden farklıydı. Nikel piller döngüsel şarj hafızasına sahiptirler. Bu ise pilin şarj döngüleri sırasında tamamen şarj edilmediği zaman, şarj edildiği son noktayı "tam dolu nokta" kabul etmesine ve zamanla kendi kapasitesini azaltmasına yol açıyordu. Aslında birçoğumuz nikel pilleri kullanmadık zira 2000'li yılların başında nikel piller yerlerini lityum iyon pillere bırakmaya başlamışlardı.
 
 
Lityum temelli piller ise nikel pillerin sahip olduğu hafıza problemlerine sahip değiller. Aynı zamanda nikel pillere göre daha az alan kaplarken daha fazla kapasiteye de sahipler. Bunlara ek olarak lityum piller hem daha uzun bir kullanım ömrüne sahipler hem de daha hızlı şarj edilebiliyorlar. Bütün bu avantajlar, lityum pillerin mobil cihazların evrilmesi sürecinde önemli rol oynamasında büyük pay sahibi olarak addedilebilirler. Tüm bu özelliklere rağmen lityum pillerin bir dezavantajı bulunmakta: Sıcaklığa karşı hassasiyetleri.

Pillerin Düşmanı Sıcaklık

Lityum iyon pillerin en büyük düşmanı sıcaklıktır. Hem düşük sıcaklık hem de yüksek sıcaklık bu tarz pillerin verimsizleşmesine ve sağlıklı çalışmamasına yol açar ancak telefonun prize bağlı olma durumunda pilleri tehdit eden etken yüksek sıcaklıktır.
 
Lityum pillerin şarj olma sıcaklıkları 0 ila 45 C derece arasındadır. Aynı pil türü -20 C dereceye kadar sıcaklıklarda deşarj olabilmektedir. Hızlı şarj özelliği ise 5 ila 45 C derece arasında en verimli şekilde gerçekleşir ancak 0 dereceye kadar da bu özellik kullanılabilir.
 
 
Buradan birkaç sonuç çıkarabiliriz. Birincisi, lityum bazlı pillerin donma noktasının çok altında dahi deşarj olabiliyor olması, yani telefonunuzu buzluğa atsanız dahi çalışmaya devam etmesi. İkincisi, pillerin sıcaklıkları arttıkça daha hızlı şarj olması. Fakat bütün pillerin maksimum bir kapasitesi olduğunu ve bu kapasiteye ulaştıktan sonra akışı devam eden enerjiyi ısı enerjisine dönüştüreceği de unutulmamalıdır. İşte tam burada gecelik şarjlar bir problem haline gelmeye başlıyor. Ancak çok telaş etmemekte fayda var zira bu sorunun da bir çözümü bulunmakta.

Akıllı Telefonlar Pili Akıllı Kullanırlar

Aslında akıllı cihazlarda bulunan piller, 20 yıldır pek fazla değişime uğramadılar ancak pilleri ihtiva eden cihazlar çok daha akıllı hale geldiler. Günümüzde pillerin sağlığını sağlamanın yükü çoğunlukla akıllı telefonlarda bulunan yazılım optimizasyonlarına düşüyor.
 
 

Peki ana sorumuza gelecek olursak: Telefonumuzu gece boyu şarja bırakmalı mıyız?

Yukarıda da birkaç kere değindiğimiz üzere, cihazlarımız artık akıllandığı için geceleri telefonlarımızı şarja bırakmak sıkıntı yaratmayacaktır. Telefon pillerinin en büyük düşmanı sıcaklıktır ve günümüz telefonlarında piller tamamen şarj olduğunda, piller gelen akımı almayı kesip kablodan gelen akımı telefona güç vermek için yönlendirebilme kabiliyetine sahip oldukları için pillerin tamamen şarj olduktan sonra şarj olmaya devam etme gibi bir riski bulunmamakta. Dolayısıyla sabah kalktığımızda tamamen şarj olmuş, sağlıklı bir telefonla güne başlayabiliriz.
D
5 yıl
ABD Hava Kuvvetleri Avcı-Bombardıman Drone geliştiriyor
 
 
ABD Hava Kuvvetleri, bombardıman ve avcı rollerini üstlenecek bir dron geliştirilmesi için bir savunma şirketine 40 milyon dolarlık ödeme yaptı. "Düşük-Maliyetli İnsansız Tahrip Sistemi Gösterimi" olarak çevirebileceğimiz projenin asıl ismi "Low-Cost Attritable Strike Unmanned Aerial System Demonstration". Sistemi yazımızda kısaca LCASD olarak adlandıracağız. LCASD bitirildiğinde doğrudan üretime geçmeyecek, bunun yerine dronların hava-hava savaş kabiliyetlerini gösteren bir teknoloji konsepti olacak.
 
San Diego merkezli Kratos Defense şirketinin ihaleyi üstlendiği projede, ABD Ordusu'nun alçak irtifalı uçuş ve yüksek irtifalı seyir uçuşları yapabilecek, savunma mahiyetli anti hava manevralarını gerçekleştirebilecek, yine aynı şekilde saldırı anti hava manevralarını yürütebilecek ve düşman birimlerin hava savunma sistemlerini meşgul edecek ve yok edecek dron ihtiyacının karşılanması amaçlanıyor.
 
Mach 0,9 hızında kısa süreli ilerleyebilmesi düşünülen dronun yaklaşık 2800 km'lik bir menzile sahip olması bekleniyor. İnsansız hava aracının ayırca iki adet GBU-39, küçük çaplı bomba taşıyabilmesi de gerekiyor. Aracın savunma füzelerinden kaçabilmek için "olağanüstü çeviklik" modu da barındırması planlanıyor. LCASD'nin görece ucuz olması da adında geçen özellikler arasında. Bu kapsamda ilk 99 birim için araç başına 3 milyon dolar, 100 ve üzeri için ise ürün başına 2 milyon dolarlık maliyete sahip olması bekleniyor.
 
Halihazırda insansız hava araçları istihbarat/gözlem/keşif ve saldırı görevlerini üstlenebiliyorlar ancak ne yüksek manevra kabilitiyetine ne de yeterli hıza sahipler. LCASD'nin ise yukarıda saydığımız dört özelliğe ek olarak insanlı/insansız başka hava araçlarını da vurabilme kapasitesine sahip olması bekleniyor.
 
D
5 yıl
2018 Model Yeni Nesil Mercedes A-Sınıfı kameralara yakalandı
 
Mercedes-Benz'in 2018'in son çeyreğinde yollara çıkması planlanan yeni kompakt sınıf otomobili A'nın prototipleri Almanya sokaklarında kamuflaj içinde test edilirken kameralara yakalandı. Dördüncü jenerasyonu yollara çıkacak olan yeni A-Sınıfı'nın iki yıllık detaylı bir test ve geliştirme programı kapsamında denemeleri yapılıyor.
 
Mercedes-Benz'in ürün gamında giriş modeli görevi görecek olan W177 kod adlı yeni A-Sınıfı büyük ölçüde yenilenmiş. Audi A3 ve BMW 1 modelleriyle rekabet edecek olan modelin elden geçirilen platformunun adı MFA2. Renault ile ortak çalışmalar sonucunda geliştirilen MFA2 platformu, halihazırda kullanılmakta olan MFA1 platformunun geliştirilmiş hali. Alüminyum taban sacı kullanılan yeni platformda ağırlığın azaltılması ve rijiditenin artırılması hedeflenmiş.
 
 
Fotoğraflardan da görüldüğü üzere MFA2 platformu, MFA1 ile kıyaslandığında daha uzun aks aralığına ve daha geniş iz mesafesine sahip. Artan boyutların, şu anda piyasada olan üçüncü nesil A-Sınıfı'nın oldukça fazla eleştirilen sınırlı arka koltuk ve bagaj alanını genişleteceği düşünülüyor.
 
Yeni A-Sınıfı'nın temeli olacak olan MFA2 platformunun aynı zamanda başka otomobillere de temel oluşturması bekleniyor. Bu otomobiller arasında yeni nesil B-Sınıfı, CLA, CLA Shooting Brake, GLA'nın yanı sıra Çin'de satılacak olan Audi A3 Sedan ve GLB ismi altında satışa sunulacak olan başka bir SUV model de bulunuyor. MFA2 platformunun Renault, Nissan ve Infiniti'nin değişik modellerinde de kullanılması bekleniyor.
 
 
Yeni A-Sınıfı'nın motor seçeneklerinin merkezinde Renault ve Mercedes-Benz ortaklığında geliştirilen motorların yer alması bekleniyor. 1,6 ve 2,0 litre benzinli motorların yanında 1,5 ve 2,0 litre dizel motorlar yeni araçta yerlerini alacaklar. 2,0 litre dizel motor, E-Sınıfı'nda da kullanılan alüminyum bloklu OM654 modeli. Her motorun ayrı güç çıkışlarına sahip olacağı yeni A-Sınıfı'nda toplamda 10 farklı motor-güç seçeneği bulunacak.
 
 
Tüm bunların yanında, A-Sınıfı ilk kez prizli hibrit modeliyle de satışa sunulacak. Lityum pillerin Mercedes-Benz'in alt firması olan Accumotive tarafından tedarik edileceği otomobilin sadece elektrikle 50 km'lik bir menzil sunması planlanıyor. Hibrit modelin üstündeki sır perdeleri henüz tam olarak aralanmamış olsa da, Alman otomobil markasının mühendislerinin iki farklı tip üzerinde çalıştığı düşünülüyor: Ön aksa gücünü aktaracak olan, enine yerleştirilmiş motor ve vites kutusu arasında bulunan bir varyasyon ve arka aksa dahil edilmiş, gücünü arka tekerleklere ileten bir elektrikli motor.
 
Motorlar hem 6 ileri manuel şanzımanla hem de 9 ileri çift kavramalı şanzımanla eşleştirilebilecek. Yeni 9 ileri çift kavrama şanzıman, Mercedes-Benz'in halihazırda kullanılmakta olan 7 ileri çift kavramalı şanzımanının yerini alacak ve firmanın Hedelfingen fabrikasında Almanya'da üretilecek. Şanzımanın 500 Nm torka dayanabilmesi öngörülüyor.
 
A3 Quattro ve BMW 1 xDrive modelleriyle rekabet edebilmek için yeni A-Sınıfı'nın 4Matic ismi taşıyan dört tekerlekten çekişli modellerinin de önden tekerlekten çekişli modellerin yanında piyasaya sunulması bekleniyor.
 
Yeni A-Sınıfı'nın dışı gibi içinin de büyük ölçüde değişmesi bekleniyor. Opsiyonel olarak dijital ekranın sunulacağı iç mekanda yüksek derecede iyileştirilmiş Command Infotainment sisteminin yer alması bekleniyor. Araçta SIM kart kullanan kablosuz ağ, Apple Car Play ve Android Auto uyumluluklarının da olması bekleniyor.
 
Giriş seviyesi Mercedes-Bezn'in, E-Sınıfı ile aynı elektronik platformu kullanması bekleniyor. Star 2.3 adı verilen sistem stereo kamera fonksiyonuna ve dolayısıyla yeni sürücü asistanı fonksiyonlarını bünyesinde barındıracak.
D
5 yıl
Skoda en güvenilir otomobil markası!
 
Dünya çapında faaliyet gösteren pazar araştırması devi JD Power’ın Birleşik Krallık’ta yürüttüğü “Araç Güvenilirlik Anketi” sonuçlarına göre, adada en yüksek güvenilirliğe sahip otomobil markası unvanı Çek otomobil üreticisi Skoda’nın oldu. Anket sonuçlarına göre İngiliz otomobil ekolünün temsilcilerinden Land Rover ise en sonda yerini aldı. Anket 12-36 aylık araç kullanan 13.000 araç sahibinin katılımıyla düzenlendi.
 
100 araç başına ortaya çıkan problem sayısına göre listelenen otomobil markalarında Skoda’nın ardından Suzuki en güvenilir ikinci otomobil üreticisi olmayı başarırken, bu firmalarda 100 araç başına yaşanan problemler sırasıyla ortalama 62 ve 79 olarak kaydedildi. Koreli otomobil üreticisi Kia ise 100 araç başına 80 problemle üçüncülük koltuğunu kaptı.
 
Otomobil endüstrisinin problem ortalamasının 100 araç başına 113 olduğu belirlenen ankette, 100 araç başına 179 problemle  Land Rover son sırayı aldı. Markayı 174 ve 170 problemle Dacia ve Audi takip etti.
 
Yaşanılan problemlerle ilgili sınıflandırma da yapılan ankette, kullanıcı cevaplarına göre en çok problem yaşanan alan bilgi-eğlence sistemleri oldu. En çok rastlanan problem ise Bluetooth eşleşmesi olarak belirlendi.
 
Anket sonuçlarına göre Ford ve Volkswagen gibi büyük ölçekli markaların daha az sorun yaşadığı tespit edilirken, problemle karşılaşma olasılığının lüks markalarda daha yüksek olduğu da kaydedildi.
 
Ayrıca kullanıcı eğilimlerinin de ölçüldüğü ankette, bir markada sorun yaşayan kullanıcıların o markadan başka bir otomobili bir dahaki alımlarında tercih etmeyecekleri sonucuna da varıldı. Problem yaşayanların sadece %38’i bir dahaki alışverişlerinde kesinlikle aynı markayı tercih edeceklerini kaydetti.
 
“2016 Araç Güvenilirlik Anketi” sonuçlarına göre en güvenilir 10 marka sırasıyla Skoda, Suzuki, Kia, Opel/Vauxhall, Peugeot, Volkswagen, Ford, Seat, Toyota ve Nissan olarak gerçekleşti.
D
5 yıl
Vestas’tan 12 pervaneli rüzgar türbini!
 
Vestas’ın yeni bir tasarım üzerinde çalışmalar yürüttüğü geçtiğimiz senenin sonbaharından bu yana üzerinde konuşulan bir konuydu. Şirketin üzerinde çalıştığı devasa rüzgar türbinini, Danimarka Teknik Üniversitesi’nin Risø deneme sahasında inşa etmeye başladığı da bilinen bir şeydi. Şirketin bu deneme için üniversitenin alanını tercih etmesi ise bu yeni tekniğin üniversite ile yürütülen çalışmanın eseri olmasından kaynaklanıyor.
 
Sonbahardan bu yana sessiz kalan ve normal kurulumlarına ve yatırımlarına devam eden Vestas, geçtiğimiz hafta Facebook üzerinden yaptığı duyuruda, dört rotorlu ve on iki pervaneli ilk konseptinin elektrik üretmeye başladığını müjdeledi. Devasa türbinlerin ve güvenlik sistemlerinin testlerinin devam ettiğini açıklayan şirket, özellikle dört rotorun uyumlu bir şekilde çalışması, gerekli durumda anında durdurulabilmesi ve türbinlerin takip-kontrol sistemleri üzerinde yoğun çalışma harcandığını ifade etti.
 
Haberin başındaki fotoğrafta da görüleceği üzere dört rotorun ve pervanelerin uyum içinde çalışması, gerçekten büyük önem arz ediyor. Bu yüzden yeni türbin yerine şirket 1990’larda kullanılan V29-225 modelini tercih etmiş. Bu modeller günümüzde kullanılmak üzere gerekli şekilde modifiye ve modernize edilmiş. Aynı zamanda türbinlerin yüksekliği de 74 metre ile sınırlandırılmış.
 
Bu tarz bir çoklu rotor kullanımının getireceği avantajlardan biri, taşıma maliyetlerinin azaltılması. Durumu şöyle izah edebiliriz: Bir türbin için taşınan bir kule yerine, birden fazla türbin için taşınacak bir kule olacak. Dolayısıyla türbin inşa etmenin maliyeti de azalacak.
 
Örnek vermek gerekirse, ABD gibi ülkelerde halihazırda rüzgar enerjisi, kömür enerjisinden daha az maliyetle kurulabiliyor. Rüzgar enerjisinin maliyetlerindeki azalma ve verimlilikteki artış, temiz enerjiye dönüşümde dünya çapında hız kazandıracaktır.
DH Mobil uygulaması ile devam edin.
Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin.
Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.