Donanım Haber

Uygulama ile Aç Kapat butonu
Kayıt
Arama butonu

Binbaşı
22 Ekim 2002
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
0 üye
Görüntülenme (?)
47 (Bu ay: 0)
Gönderiler Hakkında
8 yıl
Mouse tavsiyesi
Selam herkese,

2-3 yıl önce Logitech G9x almıştım pek de memnun kalmadım, 2-3 senedir resmen rahatsız rahatsız kullanıyorum mouse'u. Şimdi wheel bozuldu iyice ben de yeni bişi aliim diyorum.

Durum şudur. Sağlağım, ufak ellere sahibim, back-forward butonu istiyorum, dpi değiştirek için buton olsa güzel olur, olmasa da çok sorun değil. Optic > laser diyorlar internette her yerde... Daha önce ergonomik olarak bayıldığım mouse'lar: Logitech G3 ve Logitech MX310.

Şu anki aday mouse'larım şunlar, gerek bunlar hakkında yorumlara gerek yeni tavsiyelere açığım:

- Roccat Savu
- Mionix Avior 7000
- Roccat Kone Pure Military
- Razer Taipan
- Razer Deathadder (bunun eski bir versiyonunu arkadaşta denedim 4-5 sene önce. build quality leş ötesi gibi gelmişti. click'lediğimi anlamıyordum neredeyse, bir de büyükçe bir mouse gibi)


Teşekkürler şimdiden.
11 yıl
Hangi Smartphone? (Acilinden Tavsiye)
Amerika'dan bir tanıdık az önce arayıp smartphone istiyosan alayım dedi. Ben hala sony ericsson w810i kullanan bir mağara adamı olduğum için hiçbir fikrim yok smartphone'lar hakkında. ama artık yavaş yavaş geçmek lazım diye düşünüyordum, iyi denk geldi.

nexus s, iphone 4, blackberry torch 9800, bold 9780, galaxy s, motorola atrix var aklıma gelen. daha bu konuda en iyi olduğu iddia edilen HTC'lerin modellerini hiç bilmiyorum bile mesela... samsung infuse varmış mesela yeni çıkan falan, gerçi o büyük baya galiba, onun 1-2 review'ını okudum ve youtube'dan izledim çok güzel duruyor.

mesela 4.5 inch ekranlı telefon kullanan var mı acaba? yani cebe falan sığıyor mu? veya blackberry dışarıda bol bol mail yazan kişiler için mi daha uygun? keyboard fazla kullanmayacaksak diğer androidlere mi yönelmek lazımdır?

hepsini araştıracak vakit yok, 2-3 saate kadar haber vermem lazım. bu yazdıklarımdan veya yazmadıklarımdan, hangileri tercih edilebilir? 6-7 gibi topic'e bakıp en çok önerilenleri araştırıp birine karar vericem.

teşekkür ettim.
11 yıl
LCD Monitör yanıp sönüyor?
Monitörü kapatıp dinlendirince bir süre, açtığım zaman monitör yanıp sönüyo gibi oluyor ama yanıp sönmek değil, kapanmıyor çünkü, brightness 10 olup, geri 100 oluyormuş gibi düşünebilirsiniz. böyle hızlı hızlı yanıp sönüyor bir süre, sonra yanıp sönme aralıkları kısalıyor ve düzeliyor geri. kapatıp 5 dakka sonra geri açınca bir sorun olmuyor ama gece yatarken kapayıp sabah açtığımda bu oluyor 2 gündür...

çok bi alakası olduğunu sanmıyorum ama monitör samsung 226bw. bir fikir verebilirseniz sevinirim. bi de tabii 4-5 sene oldu monitörü alalı garanti falan yalan haliyle. bir elektronik tamircisinin halledebileceği birşey midir bu?

teşekkürler
11 yıl
Monitör problemi... Ne olabilir?
Monitörü kapatıp dinlendirince bir süre, açtığım zaman monitör yanıp sönüyo gibi oluyor ama yanıp sönmek değil, kapanmıyor çünkü, brightness 20 olup, geri 100 oluyormuş gibi düşünebilirsiniz. böyle hızlı hızlı yanıp sönüyor bir süre, sonra yanıp sönme aralıkları kısalıyor ve düzeliyor geri. kapatıp 5 dakka sonra geri açınca bir sorun olmuyor ama gece yatarken kapayıp sabah açtığımda bu oluyor 2 gündür. bu yanıp sönme olayla beraber aynı zamanda yatay bir dalgalanma da oluyor sanki ama şu anda gözümün önünde olmadığı için tam emin değilim.

çok bi alakası olduğunu sanmıyorum ama monitör samsung 226bw. bir fikir verebilirseniz sevinirim. bi de tabii 4-5 sene oldu monitörü alalı garanti falan yalan haliyle. bir elektronik tamircisinin halledebileceği birşey midir bu?

teşekkürler
12 yıl
Tarayıcılar interneti görmüyor ?
Windows 7 64 bit var. msn messenger, skype gibi programlar internete bağlanıyor ancak chrome, mozilla ve ie internete bağlanamıyorlar. hiçbir site açılmıyor. dns'leri değiştirdim, modeme reset attım, ethernet kablosunu çıkardım taktım, pc'ye reset attım sonuç değişmedi.

ne olabilir sorun acaba?
12 yıl
GTX 460 ve 400W Power Supply ?
evet arkadaşlar gtx 460 alacağım ancak power supply'ım 400w'lık bir FSP. Bunu değiştirmem şart mıdır? Değiştirmeden önce kaldırıyor mu diye bir denesem olabilecek en kötü şey nedir? Yani bir zarar falan söz konusu olu rmu yoksa en kötü ihtimal çalışmaz veya oyunlarda vs takılmalar falan mı olur?

sistemde şunlar var:

e8400, 1066'lık 2x2gb ram, 4 hdd, 2 dvd writer, asus ses kartı ve 8800gt (bunun yerine gtx 460 gelecek işte)

650'lik corsair almayı düşünüyorum eğer yetmeyecekse.
13 yıl
Katlanabilir Kulaklık ?
40-50 ytl'yi geçmeyecek, kulağı komple saracak (dj kulaklıklarından) ve kulaklık kısımları kafa bandının içine doğru girebilecek bir kulaklık arıyorum. bulamıyorum bir türlü. bilen var mı türkiye'de satılan böyle bir kulaklık.
9 yıldır kullandığım philips kırıldı, ortada kaldım

benim eskisi bu değildi ama işte şunun gibi birşey arıyorum:

13 yıl
Katlanabilir Kulaklık ??
40-50 ytl'yi geçmeyecek, kulağı komple saracak (dj kulaklıklarından) ve kulaklık kısımları kafa bandının içine doğru girebilecek bir kulaklık arıyorum. bulamıyorum bir türlü. bilen var mı türkiye'de satılan böyle bir kulaklık.
9 yıldır kullandığım philips kırıldı, ortada kaldım

benim eskisi bu değildi ama işte şunun gibi birşey arıyorum:

13 yıl
Konyalı Portlandlılar
arkadaşlar yeni bir NBA blog'u açtım, buraya mümkün olduğunca hergün post gireceğim, geçmişte belki bazılarınız hatırlar telifhakkı diye bir blog'da yazıyordum ama çeşitli sebeplerle devam ettirememiştim. Bu sefer oldukça kararlıyım. 4 yazı var şu anda. okumak, takip etmek isteyenlere:

http://konyaliportlandlilar.blogspot.com/

not: site tanıtımları kısmında zaten az sayıda olan basketbolseverlere ulaşamayacağını düşündüğüm için buraya yazdım. gerek görülürse kilitlenebilir önemli değil.

iyi günler dilerim hepinize
13 yıl
Playoff Değerlendirmesi
Biraz uzun, sabredip okuyanlara teşekkür ediyorum. 1 saate kadar konferans finalleriyle ilgili bir yazı daha koymayı planlıyorum.

San Antonio - Dallas:
İlk turlar başlamadan önce belki de en heyecanlı beklenilen seri buydu. Ayrıca insanların büyük çoğunluğu kimin turu geçeceği konusunda fikir birliğine varamıyordu. Bazıları San Antonio'nun Ginobili olmamasına rağmen, tecrübesiyle turu geçeceğine inanırken, bir kısım ise Dallas'ın formda olmasını göz önüne alarak, eksik San Antonio'ya karşı üstünlük kuracağını düşünüyordu. Ben de Dallas'ın daha şanslı olduğunu düşünenlerdendim, 4-2'lik bir skorun sürpriz olmayacağını düşünüyordum. Ancak San Antonio evinde oynadığı 5. maçı da rakibine vererek 4-1 ile elendi. Çok daha çekişmeli geçmesi beklenen seri adeta hayalkırıklığı ile sonuçlandı. Sadece sonuç olarak değil, oynanan maçlarda kazanan takımlar (genelde de tabii ki Dallas) hep rahat galibiyetler aldılar. Dallas'ın böyle rahat bir seri geçirmesinin başlıca nedenleri tabii ki Ginobili ve Josh Howard idi. Ginobili'nin sakat olması nedeniyle San Antonio'nun sayı üretmekte çok zorlandı. Bir takımda 2 adamın üstüne yoğunlaşmak kolay iken, ortaya çıkan bir o kadar kaliteli 3. bir oyuncu dengeleri tamamen değiştiriyor. Ayrıca San Antonio'nun Josh Howard gibi potaya gidebilen güçlü 3 numaraları savunmakta zorlandığını sağır sultan biliyor. Nowitzki'yi zaten durdurmak mümkün değil iken, üstüne Howard'ın katkısı eklenince yenilgiler kaçınılmaz oldu.

Nuggets - Hornets:
Bu serinin başında Nuggets'ın bir peri masalı olduğunu ve Hornets'a karşı bal kabağına dönüşeceğini düşünüyordum. Ancak çok yanıldığımı itiraf etmem gerek, bundaki başlıca sebep Nuggets'ı bu sezon yalnızca 2 kere seyretmiş olmamdı zannedersem. Ayrıca Tyson Chandler'ın 1 aylık dinlenme sürecinden sonra ayak bileği düzelmiş şekilde dönmesini beklemiş/ummuştum. Aslına bakarsanız Nuggets ne kadar ciddi olduğunu sezon içinde göstermişti. Normal sezonu San Antonio'nun önünde ikinci tamamlamak için çok büyük bir mücadele verdiler ve başardılar. Halbuki çok büyük bir çoğunluk San Antonio'nun 2. sırayı tecrübesi ile alacağını üşünüyordu. Bu sonuç genellikle normal sezonun çok önemli olmadığını düşünen beni bile şaşırtmıştı. Nuggets'ın bu ayak seslerini son 2-3 senedir playoff'larda yaşadıkları nedeniyle duymamazlıktan geldiğimi düşünüyorum. Billups'ın profesyonellik ve liderlik vasıflarıyla bu takıma katkısı gerçekten inanılmaz boyutlarda. Sezon içindeki takaslar zaman zaman oyunculara ikinci baharlarını yaşatabilir ama hem takıma hem oyuncunun kendisinin bu kadar yukarılara tırmanması pek sık gördüğümüz bir olay değildi. Ayrıca bir başka değinilmesi gereken adam tabii ki Nene'ydi. Kendisine 2006 yazında verilen 6 senelik 60 milyon dolar değerindeki kontrat nedeniyle, Nuggets eleştiri oklarının hedefi olmuştu. Ancak şu anda ellerindeki müthiş formda ve geleceği de son derece parlak olan Nene ile Denver şehri kıvanç duyuyor olsa gerek. En sonda kenardan gelerek West-Chandler ikilisine hayatı zindan eden Chris Andersen'den bahsetmek gerek, o nasıl bir hırstır, nasıl bir istektir vallahi gıptayla etmemek elde değil.
Konudan saptık ama seriyi Denver o kadar domine etti ki, gerçekten konuşacak başka birşey yok. Bu seri sonunda şunu bir kez daha gördük ki, Chris Paul ayakları çok ağır olmayan ama vücudunun üst kısmı güçlü olan oyunculara karşı zorlanıyor. Bunlara örnek vermek gerekirse: Deron Williams, Chauncey Billups ve 2 sene önceki Kidd'i gösterebilirim. Serinin bu kadar kötü geçmesinde Chandler'ın sakatlığının payı olsa da, yolunda gitmeyen başka şeylerin olduğu kesin. Geçen seneki müthiş başarıdan sonra Hornets takımında bazı değişiklikler olacağını düşünüyorum. Ya Scott ile yollar ayrılacak ya da yazın 1-2 takas ile takımda kan değişikliğine gidilecektir.

Lakers-Jazz:
Belki de playoff'un ilk turunda, hemen herkesin ortak görüşte olduğu bir seriydi. Çok büyük bir çoğunluk Lakers2ın oldukça rahat bir şekilde turu geçeceğine inanıyordu. Memo'nun sakatlığı da Lakers'ın ekmeğine yağ sürdü diyebiliriz ancak kendisi sağlam olsaydı da sonuç pek değişmezdi. Lakers'ın batıdaki bütün takımlara kıyasla daha güçlü bir kadrosu olduğunu kabul etmek gerek. Pek fazla analize gerek olmadığını düşünüyorum, nitekim beklentilerin gerçek olduğu bir seri izledik. Bence buradan çıkarılabilecek tek sonuç, Jazz'ın yeni sahibinin bu yaz kimisi zorunlu (örneğin Boozer) olmak üzere, bazı değişikliklere gideceği. Deron ve Mehmet'in yerinin sağlam olduğunu düşünüyorum ancak Kirilenko ve Boozer'ın gitmelerine herhalde kimse şaşırmayacaktır. Lakers için ise bu seri 2. turu getirse de, Bynum'ı kafa olarak kaybetmelerine neden oldu. Şu sıralar onu yeniden kazanmak için uğraş veriyorlar.

Houston-Portland:
Seriyi geçecek taraf hakkında herkesten değişik tahminler geliyordu. Kimisi Houston'ın tecrübesiyle seriyi alacağını söylerken, kimisi Portland'ın enerjisiyle yıllar sürecek playoff başarılarının ilkinin geleceğini düşünüyordu. Ben ilk gruptaydım. Nitekim Yao gibi tecrübeli ve yavaşlatılması çok zor olan bir uzunun tecrübesiz Portland pota altına karşı büyük üstünlük kuracağını düşünüyordum. Ayrıca T-Mac'in sakat olmasını da Houston'ın hanesine artı olarak yazmıştım. Tabii bunu şakayla karışık söylüyorum ama kısmen de gerçek. Hatırlayacak olursak T-Mac henüz bugüne kadar playoff'ların ilk turunu hiç geçemedi. Bunun nedeni olarak sakatlıklarla beraber, kendisinin beklentileri karşılayamaması da gösterilebilir.

Takım Yao yerine onun üstüne kurulunca Houston'ın başarıyı yakalaması çok daha zor oluyordu. Nitekim Yao, kendisinin üzerine takım kurulunca ne derece başarılı olabileceğini gösterdi. Belki kendisi müthiş istatistikler yakalamadı ama kendisine gelen yardımlar sonucunda takım arkadaşları bomboş kaldılar ve bu pozisyonları sayıya çevirdiler. Houston'ın bir sonraki tura geçmesinin nedeni buydu. Karşı taraftan Brandon Roy'a değinmeden edemeyeceğim. Kendisini tecrübesiz sınıfına koymamız gerekir ama oynadığı oyunla sanki 5 yıldır playoff'larda mücadele ediyormuş gibiydi. Karşısında Battier ve Artest gibi iki müthiş savunmacıyı adeta hiçe sayarak oynadı. Çabaları bir yere kadar etkili olabildi. Ancak bu yıldan itibaren Portland'ı her sene batı finalini zorlarken görürseniz şaşırmayın. Yalnızca bir tane iyi kısa forvet ile bu takım gerçekten çok çok iyi bir hale bürünebilir.

[B]Gelelim doğuya:[/B]

Boston - Chicago:
Bu seri öncesi Boston tarafından, Garnett'in sakatlığı nedeniyle sezonu kapadığı duyuruldu. Buna rağmen neredeyse herkes Boston'un turu geçeceğine inanıyordu, ben de dahil. Ancak beklediğim skor 4-2 idi yani çekişmeli bir seri... Çünkü Boston'un geçen sene hızlı ve enerjik bir oyun ortaya koyan Atlanta'ya nasıl 3 maç verdiği halen aklımın bir köşesindeydi. Geçen senenin Atlanta'sı ile bu senenin Chicago'su arasındaki benzerliğe dikkatinizi çekmek isterim: Noah-Horford, ikisi de hücumdaki yetenekleri sınırlı iken defansta yaptıkları ile ön plana çıkan, savaşan uzunlar. Tyrus Thomas-Josh Smith ikilisi de gerek savunmadaki başarıları, gerek kısıtlı hücumları gerekse de en iyi ihtimalle "sorgulanabilir" mental yapıları ile çok benzerlik gösteriyorlar. Bunlara ek olarak iki takımın da koşmayı çok seven, hızlı hücum ile yaşayan takımlar olduklarını eklememiz gerek. Tabii ki Chicago, geçen seneki Atlanta'nın 1-2 gömlek altındaydı ancak Garnett'siz bir Boston da en az 3-4 gömlek küçülüyor.

Ama kim tahmin edebilirdi ki bu ilk tur eşleşmesinin tarihin en iyilerinden biri olacağını? Bir seri düşünün ki 7 maçta tam 7 uzatma oluyor üstelik bunların 5 tanesi son saniye basketleriyle vukuu buluyor. Bir seri düşünün ki serinin 5 maçı 3 veya daha az farkla bitiyor. Bir seri düşünün ki, "NBA severim" diyorsanız ve bu seriyi izlemediyseniz, NBA severliğinizi bir kez daha gözden geçirmeniz lazım. Evet öylesi bir çekişme vardı bu iki takımın maçlarında. Kaçıranların kesinlikle bir yerden bulup izlemesini tavsiye ediyorum.

Seri boyunca, boyalı alanda Garnett yokken Boston'un, Rose ve Salmons gibi penetre etmeyi seven oyuncuları durdurmakta ne kadar zorlandığını gördük. Boston'u zafere taşıyan dış şutlarda özellikle Ray Allen ile buldukları isabetler ve Rondo'nun akıl almaz oyunuydu. Kendisi son maçta 5 ribaund daha alması halinde bir playoff serisini triple double ile bitirecekti. Bu olay zannedersem sadece Oscar Robertson, Magic Johnson, Wilt Chamberlain ve Jason Kidd'in yakaladığı bir başarı. Ray Allen'dan da şöyle bir bahsettiğime bakmayın, muhteşem bir seri geçirdi kendisi. 50 sayı geçtiği maçta 9 üçlük atarak playoff 3'lük rekorunu egale etti. Chicago'da ise Ben Gordon çok iyi oynamış gibi görünüp belki de takımına zarar veren bir performans çizdi. Seri boyunca neredeyse her 3 atışından 1'inde isabet bulan Gordon 25 sayı ortalamasıyla gözleri boyadı...
Son bir not da Rose için koyayım, bu seride izlediklerimiz , yıllar boyunca gitgide geliştiğini göreceğimiz Rose'dan sadece ufak kesitlerdi. Hızı ve penetre yeteneği gerçekten inanılmaz. Amerikalı bir arkadaşım onun hızını sene başında Allen Iverson'ın geçmiş yılları ile kıyaslıyordu ve zannedersem ona hak vermeye başlıyorum. Tek eksi yanı, Boston tarafından yapılan ikili sıkıştırmalarda ne yapacağını bilememesi ve afallamasıydı ancak kendisinin henüz bir çaylak olduğunu unutmamalıyız.

Orlando - Philadelphia:
Sezonu önceden kapayan Nelson'ı saymazsak, playoff'lara ufak sakatlıklarla giren Orlando, Philadelphia'ya karşı açık ara favoriydi. Ancak seriye ilk üç maçtan ikisini kaybederek başladıklarında, bir çok kişi "Aceba ilk turun en büyük sürprizi mi gerçekleşiyor?" diye düşünmeye başladı. Bu noktadan sonra iki takım arasındaki kalite farkı açığa çıkmaya başladı. Önce 4. maçı deplasmanda Hedo'nun son saniye üçlüğü ile kazanan Orlando, 5. maçı Howard ve Lewis'in oyunuyla farklı kazandı. Bu maçta Dalembert'e dirsek atarak ceza alan Howard'dan yoksun olmalarına rağmen, Philly'i o olmadan da yenebileceklerini gösterdiler. Lewis, Alston ve Howard'ın yedeği Gortat performanslarıyla göz doldurdular. Serinin son 3 maçını Orlando'nun lehine döndüren faktör ise Gortat ve Howard'ın savunmalarıydı. Bu maçlarda toplam 62 ribaund alan iki oyuncu, rakiplerine boyalı alanı dar ettiler. Önceki maçlarda içeri yaptıkları penetrelerde rahatlıkla sayıyı veya boş oyuncuyu bulan Philadelphia, son 3 maçta ortalama ancak 82 sayı atabildiler.

Cleveland - Detroit:
Bu serinin başlangıcında, Detroit'in son 6 yılın hatrına 1 maç alabileceğine inanıyordum. Ancak LeBron ve arkadaşları beni yanıltmayı başardılar. Iverson'ı senede takımda tutmayı düşünmediklerinden dolayı gençleri oynatmayı tercih eden Detroit'in bu kadar formda bir LeBron'a karşı direnmesi zaten mümkün değildi. LeBron da aynen Rondo gibi az kalsın triple double ortalamalarıyla seriyi geride bırakacaktı. %50'nin üzerinde şut atarak 32 sayı, 11 ribaund ve 7.5 asist ortalamaları konu LeBron olunca normal gelebilir ama bence her zaman takdir edilmesi gereken rakamlardır. Açıkçası bundan başka pek kayda değer birşey yoktu. Cleveland çabucak seriyi bitirip, yorgun Atlanta'yı beklemeye koyuldu.

Atlanta - Miami:
Benim en ilgiyle beklediğim, en çekişmeli geçmesini beklediğim seri buydu. Kimileri tarafından Wade-spor olarak nitelendirilen Miami'nin, takım olmuş bir Atlanta'ya karşı olan mücadelesini izledik. İki tarafın da sakatlıklarla boğuştuğu bir seri oldu. Atlanta Horford ve Williams'dan vermi alamazken, Miami Jermaine'i yeterince kullanamadı ayrıca Wade'in sakatlıkları da seri boyunca onu rahatsız etti. Zaten Wade'in sakat olup olmadığını şöyle anlayabiliriz, normal sezonda maç başına 3.5 üçlük deneyen bir adam, 7 maçta 50 üçlük deniyorsa potaya gidecek gücü yoktur. Ayrıca bir sürü uzak mesafeli jump-shot kullandığını da eklememiz lazım. Kısacası biraz yaralı aslanların mücadelesinde, daha iyi bir "takım" olan Atlanta son maçta da olsa seriyi geçmesini bildi. Ancak bir başka yönden baktığımızda çok çekişmeli geçmesi beklenen ve kağıt üstünde 4-3 biten seride bütün maçlar 15 sayı ve üstünde farklarla bitti. Ağız tadıyla bir Wade-Atlanta çekişmesi izleyemedik.


Geldik konferans yarı finallerine.

Dallas - Denver:
Yarı finaller içinde Orlando-Boston ile beraber en denk güçler bu seride eşleşmişti. Bunu söylemekten üzüntü duyuyorum, ancak hakemler bu çekişmeli olma ihtimali yüksek seriyi Denver'ın 5 maçta kazanmasını sağladılar. Nasıl mı? NBA ile ilgili olan hemen herkes serinin 4. maçında neler olduğunu duymuştur muhtemelen ancak yine de anlatayım. Dallas 2 sayı önde iken top Denver'dadır, maçın bitimine 6.5 saniye vardır. Dallas kalan faul hakkını kullanarak rakibin 3-4 saniye harcamasını sağlamaya çalışır ancak Carmelo Anthony'e çok açık ve net bir faul yapmalarına rağmen bu faul çalınmaz. Carmelo adamından sıyrılıp bomboş bir üçlük kullanır ve maçın bitimine 1 saniye kala top çemberden geçer. Son topu bu kısa süre içinde değerlendiremeyen Dallas, Denver'a 2-2 beraberlik yerine, 3-1 yenik olarak gider...

Bakıldığı zaman gerçekten çok çirkin bir olay ve serinin kaderiyle oynandığını söyleyebiliriz. Ancak serinin bütün maçlarını izlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki, Denver oynadığı oyunla bu seriyi kazanmayı haketti. Onların çok sert bir takım olduklarını zaten bilmeyen yok, Billups ile Jones ikilisi guard pozisyonunda rakibi yıldırırken, kenardan gelen Andersen rakip uzunları çileden çıkarıyor. Ayrıca bu sertliklerinin yanında skor üretmede zorluk çekmeyen bir takım, örneğin geçmişte Pistons sert bir takımdı ancak sayı bulmakta zaman zaman zorlanıyorlardı çünkü birebir sayı üretecek opsiyonları azdı. Bu Denver takımına baktığımızda Nene ve Carmelo iç-dış skor opsiyonlarınız var, üstüne Billups ve kenardan gelen JR Smith'i koyunca skor üretmekte hiç zorlanmayan bir takımla karşılaşıyorsunuz. Yanlış anlaşılmasın eski Pistons ile bu takımı karşılaştırmıyorum, eski Pistons gibi "takım" olmayı başaran takım sayısı tarihte bir elin parmaklarını geçmez belki de...

Her neyse konumuza dönelim, hem sertler hem sayı üretiyorlar dedik. Örneğin bu seride Josh Howard zaten sakat olan bileklerinden problem yaşadı. Bundan dolayı az süre aldı ve Carmelo-Billups ikilisinden birini Kidd alırken diğerini tutacak adam olmadığından dolayı Denver buradan devamlı skor buldu. Öte yandan Nowitzki'yi belki de bugüne kadar en iyi yavaşlatan bir kaç uzundan 2'sine sahipler: Andersen ve K-Mart. Bu ikili seri boyunca Nowitzki'yi 5 veya 6 kere potaya değmeyen şutlara zorladı, arada blokladıkları şutlar da cabası. Eh Josh Howard'ın da sakatlıktan dolayı etkili olamadığını zaten belirtmiştik. Yani anlayacağınız, dediğim gibi serinin kaderi zaten belirlenmişti, ancak hakemlerin bunun üstüne tuz biber ekmesi hiç hoş olmadı...


Lakers - Houston:
Kağıt üstünde iki takım arasında çok gidip gelen bir seri oldu. Maçlar başlamadan tabii ki Lakers favoriydi. Ardından ilk maçı müthiş bir oyun ile alan Houston'ın sürpriz yapabileceği konuşulmaya başladın. Fakat Lakers üstüste 2 maçı da alarak yeniden favori konumuna geçti. Yao Ming'in sakatlanıp playoff'ları kapamasıyla Lakers yine açık ara favori olmuştu. Ancak muhtemelen kimse Houston'ın Yao'suz bu kadar büyük bir mücadele örneği gösterip seriyi son maça taşıyacağını düşünmemişti. Aslında bu mücadeleyi, evlerinde seyircilerinden aldıkları gaz ile çok iyi şut sokmalarıyla da bağdaştırabiliriz. Çünkü Yao'suz oynamaya başladıktan sonra Houston'ın zorunlu olarak dış şut eğilimi iyice arttı. Özellikle Aaron Brooks'un Yao'suz evlerinde oynadıkları 2 maçta adeta bir süperstar gibi oynadı. İki maçta %60 saha içi isabeti ile 30 sayı üretti ve bir kez daha Alston takasının doğru bir hamle olduğunu kanıtladı. Deplasmanda 40 sayı ile kaybedip 3-2 yenik durum düşmüşken, evinde gelip Yao'dan yararlanamadan Lakers'ı yenmek her yiğidin harcı değildir. Bir kez daha tebrik ediyorum Houston'ı.

Lakers için de serinin 7 maça uzaması aslında bir nevi iyi oldu. Bu sayede Bynum'a yavaş yavaş ekstra dakikalar verip onu playoff'lara daha hazır hale getirme fırsatı buldular, üstelik özgüvenini Yao'ya karşı değil Landry ve Hayes'a karşı kazanması çok daha kolaydı...

Houston'la ilgili ufak bir not ileteyim: Ben T-Mac'siz böylesine iyi bir Houston takımı izlemiş olduğum için, bu yaz olur da bir takım onu isterse (bu sakatlık sorunlarıyla mümkün gözükmüyor), Houston'ın gözü kapalı takas edeceğini düşünmeye başladım. İhtimali çok az ama inşallah olur çünkü hem T-Mac'in hem de Houston'ın bir değişikliğe ihtiyacı var bence...


Boston - Orlando:
Bir tarafta Garnett'i kaybetmiş ama ruhuyla mücadele eden Boston, diğer tarafta Nelson'ı kaybetmiş, buna rağmen takım halinde Boston'dan daha kaliteli olan ancak formsuz bir Orlando... Çekişmeli geçeceği her yanından okunan bir seri idi, nitekim öyle de oldu. İlk maçı deplasmanda kazanan Orlando beklentilere cevap vermeye başlamıştı ancak Boston cevap vermekte gecikmedi önce evlerindeki 2. maçı Rondo'nun akıl almaz 15 sayı 11 ribaund 18 asistlik performansıyla aldılar. Bir sonraki maçı Orlando Hedo-Lewis ve Howard'ın güzel oyunuyla farklı kazandı. Fakat 4. maçı Glen Davis'in son saniye basketiyle kaybetmeleri morallerini bozdu. Üstüne bir sonraki maçta da 10 sayı farkla öndeyken 6 dakika boyunca sayı üretememeleri nedeniyle yenildiler. Bu maçtan sonra Orlando'nun ayağa kalkmasının çok zor olduğunu düşünüyordu herkes. Howard da maçtan sonra koçunu eleştiriyordu "Bir takımın pivotu 10 şut kullanıyorsa, o takım maçı kazanamaz" şeklinde. Bir oyuncu, koçunu 6 dakika boyunca düzgün bir set çizmeyerek sayıya ulaştıramadığı için eleştirebilir ama bunu bile kapalı kapılar ardında yapmalıdır. Ayrıca Howard tamamen bencil bir şekilde "ben top kullanmalıyım, ben ben ben" mantığında bir basın açıklaması yapmıştır. Howard'ın öncelikle bilmesi gereken birşey var, bunu ben 3 yıldır söylüyorum: Kendisi güçlü bir hücum silahı falan değil, kendini kandırıyor. Ligde 5. yılını dolduruyor ve halen potaya 4 metre uzakta topu aldığında, birebir sayı bulmakta çok zorlanıyor, çünkü bugüne kadar ne bir hookshot, ne bir bankshot, ne de bir pivot hareketi geliştirdi. Halbuki günümüzdeki süperstar uzunlara baktığımızda saydıklarımın hepsini görebilmekteyiz... Her neyse hücum konusunu bir kenara bırakarak yaklaşalım bir de konuya, Howard'a şunu soralım: "Peki Howard'cım, pivotunun 0 (sıfır) blok yaptığı maçı, bir takım sence kazanabilir mi? Ve sen o maça kaç blok yaptın? Savunmada ne kadar konsantre idin?"

Nitekim Howard kendisini bu şekilde motive etmiş olacak ki, 6 ve 7. maçlarda sırasıyla 22 ribaund 3 blok ve 16 ribaund 5 blok yaparak takımının 2 galibiyetinde çok önemli rol oynadı. Tabii ki son maçta hücumda dominantlığın zirvesine ulaşan Hidayet'e de şapka çıkarmadan geçmeyelim. Hedo son maçta 9/12 isabetle 25 sayı, 5 ribaund, 12 asist yaparak Boston'u devirdi. Boston tarafında bir not olarak düşmek lazım ki, önceki seride mükemmel oynayan Ray Allen'ın yerinde bu sefer yeller esiyordu.

Cleveland - Atlanta:
Dürüst olmam gerekirse 1 maçını bile izlemediğim bir seri oldu maalesef. Zaten herkesin 4-0 veya 4-1'lik bir Cleveland galibiyeti beklediği bir eşleşme idi. Cleveland da kimseyi şaşırtmadı, seriyi yine maç vermeden geçip, doğu finalindeki rakibini beklemeye başladı. Ben, eğer Atlanta Horford ve Williams'a sağlıklı bir şekilde sahip olsaydı en azından bir maç alırdı diye düşünüyorum ama bunun bir önemi yok, çünkü sonuç değişmeyecekti. LeBron yine müthiş bir performans çizerken, takım arkadaşlarına ihtiyaç bile duymamış diyebiliriz. Joe Johnson'ın serideki performansına baktığımda ise Cleveland'ın ona devamlı ikili sıkıştırma getirdiğini tahmin ediyorum.
DH Mobil uygulaması ile devam edin.
DH Uygulaması
Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin.
DH App Store Uygulaması DH Google Play Store Uygulaması
Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.
DH Mobil Uygulaması
Yeni bir sürüme kadar uyarıyı gizle