Donanım Haber

Uygulama ile Aç
Kayıt

Bölüm Yetkilisi
17 Eylül 2017
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
47 üye
Görüntülenme (?)
7324 (Bu ay: 155)
Gönderiler Hakkında
4 hafta
Modern Cumhuriyette Feodal Ahlak Yoksunluğuna Hoş Geldiniz: Tanrı, Kral ve Ülke. Cumhuriyet Nerede?

Süzeren: Erdoğan.


Krallık Merkezi: Aksaray.


Vassallar: Kolin, Cengiz, Limak, Kalyon ve Makyol Şirketleri.


Fieflikler: Vassallara ihsan edilmiş ihaleler.


Vassallara Tabi Olanlar ve İşlerini Üstlenenler: Taşeron Firmalar.


Serfler: Halk, alt ve orta sınıflar.


Ekonomi: Rant ilişkileri, sömürü, istismar ve enflasyon.


Düşmanlar: İtaat etmeyi veya aynı fikirde olmayı reddeden herkes.


Genel söylem: Allah, namaz, ezan (ki asırlardır Türklerce benimsenen ve uygulanan, hiç de iddia edildiği gibi tehlike altına girmemiş kavramlar) saldırı altında. Her anlamda tutarsız. Faiz günahtır deniyor; maskeli faiz artışı yapılıyor. Dış mihraktan söz ediliyor; Suriye'nin iç işlerine müdahale ediliyor. ABD ile S-400 alım ve F-35 projesinden atılma krizleri yaşanıyor; ABD'ye lafta rest çekiliyor ama gidip ABD'den F-16 ve modernizasyon paketleri talep ediliyor. Yani 15 Temmuz'un plancısı Fetö'yü hala barındırmasına rağmen en potansiyel "dış mihrak" adayıyla askeri işbirliği yapılmaya devam ediliyor. Millet egemendir veya demokrasi vardır deniyor; TBMM'nin oylarıyla onaylanmış ve ancak TBMM'nin kararıyla çıkılabilecek İstanbul Sözleşmesi'nden TBMM aradan ekarte edilerek cumhurbaşkanı kararnamesiyle çıkılıyor. İçi boşalmış Danıştay ise kanunlar hiyerarşine ve anayasaya aykırı bu edimde bir sorun görmüyor.


Yukarıdaki resimde millet egemenliğinin gerçek ifadesi ve cumhurbaşkanı kararnameleriyle bu yetkisi istismar edilse de gerçek yasama organı olan TBMM, hukukun ve mevzuatın üstünlüğü, orta sınıfın refahı ve gücü, dar ve sabit gelirlinin bekası ve huzuru, gerçek üreticilerin ve ihracatçıların kaygıları nerededir? Bu Ortaçağ'ın himaye ve kolay yoldan kısa vadeli karşılıklı çıkar ilişkileri özentisi Beton ve Taşeron İmparatorluğu uzun vadeli katma değer üretebilen demokrat ve seküler bir dünyada tüm ideolojik saplantıları ve istikrarsızlığıyla beraber nasıl ayakta kalabilir? Nasıl Türkiye Cumhuriyeti içerisinde meşru olduğunu iddia edebilir?

4 hafta
Gizli Faiz ve Klasik Yönteme Merhaba, Yeni Ekonomi Modelinin İlan Edilmemiş Ölümü
"İnsanlarımızın bankadaki TL varlığını, mevduat kazancı kur artışından yüksekse bu getiriyi elde edecek. Kur getirisi mevduat kazancının üstünde ise aradaki fark doğrudan vatandaşımıza ödenecek bu kazanç stopaj vergisinden muaf tutulacak. Döviz kurundaki dalgalanma sebebiyle fiyat vermekte zorlanan ihracatçı firmalarımıza doğrudan Merkez Bankası aracılığıyla ileri vadeli kur rakamı verilecek"


https://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-haberi-erdogan-duyurdu-tl-mevduatlari-icin-duzenleme-yeni-araclar-devreye-aliniyor-41965127


Geri döndük demeden döndüler, ortodoks politikalara döndüler. Olan bu. Bunlar ana yolu bırakıp yan yola çıktılar ama girdikleri yol çıkmaz sokak. Bu bir faiz artışıdır. Klasik AK Parti politikalarından U dönüşüdür. Ama bu beraberinde bir takım sorunları da yanında getiren bir politika. Zımni bir faiz artırımı yapıldı. Buradan siyasi bir söylem çıkarabilirler. Hem faizi, hem kuru düşürdük diye. Bunu nasıl satabilirler, satarlar mı, zaman içinde göreceğiz.


https://www.birgun.net/haber/tcmb-eski-baskani-durmus-yilmaz-turkiye-ekonomi-modeli-nin-tabutuna-civi-cakildi-370075


Başka bir isimle faiz artışı yapıldı. Yeni Ekonomi Modeli artık içinde reddettiği ortodoks ekonominin saklandığı bir zombi, tam tabirle bir yürüyen ceset. Seçmenlere bu ceset makyajlanıp pazarlanıyor. Düşük tutulan politik faizin yetersizliği devlet tarafından ödenen veya en azından ödenme sözü verilen kur farkına dayalı bir faizle telafi ediliyor ve bunun başlığına da hem faizi düşürdük hem de kuru düşürdük yazıyorlar; örtülü faiz artışı yapmalarına rağmen. Seçmenlere de ortodoks yöntemle veya mekanizmayla "iyileşme" belirtisi gösteren "yeni ekonomi modelini" bakın aslında ne iyi bir politika diye pazarlamaya çalışıyorlar. Bir yandan faiz ve enflasyon riski hazinenin omuzlarına bindirildiği gibi daha fazla Türk lirası basımı yapılarak fark (gizli faiz) ödeneceği için Türk lirası yine girdi maliyetlerini artıracak şekilde değer kaybetmeye başlayacak ve haliyle enflasyon artmaya devam edecek. Zaten gizli faiz artırımının nasıl verileceği veya gerçekten verilecek mi yoksa iç boş veya geçici bir temenni mi olduğu o da meçhul. Normal şekilde politik faiz artırımı yapılmalıydı ve mali disiplin uygulanmalıydı klasik bir yöntem ve anlayışa böylesi şüpheli ve yanlış görünen bir uygulamayla, iki yüzlü şekilde bir cesedi canlıymış gibi kamuoyuna pazarlayarak dönülmemeliydi.

geçen ay
TÜSİAD: Genel kabul görmüş iktisat bilimi kurallarına dönülmeli. İhracatçılar bile zarar görüyor.

Alıntı

metni:
Son dönemde yaşadığımız istikrarsızlıklar sonucunda, denenmekte olan ekonomi programıyla amaçlanan sonuçlara erişilemeyeceği netleşmiştir.
TÜSİAD olarak, bu iktisadi çerçeve çizilmeden evvel de, süreç devam ederken de, erken faiz indirimi ile oluşan politikaların istikrarsızlık yaratacağına dair görüşlerimizi hem kamu kurumları hem de kamuoyuyla pek çok kez paylaştık. Bu sürecin TL’de şiddetli değer kaybı, enflasyonda hızlanma, yatırımları, büyümeyi, istihdamı baskılama ve en önemlisi ülke olarak fakirleşmemizle sonuçlanma riskini vurgulamıştık.
Nitekim, yeni iktisadi tercihler kapsamında atılan adımların ardından güvensizlik ve istikrarsızlık ortamı oluşmuştur. Özellikle yurt içinde dövize olan talebin şiddetli ölçüde yükseldiğini, bunun da var olan tüm ekonomik dengeleri bozduğunu görmekteyiz.
İzlenen ekonomi politikası yalnızca iş dünyası için değil, tüm vatandaşlarımız için yeni ekonomik sorunlar yaratmaktadır. Uzun dönemde de çok daha büyük yapısal problemlere yol açma riski artmıştır. En fazla faydalanması beklenen ihracatçılarımız dahi bu ortamdan zarar görmektedir.
Tüm bunların sonucunda, son dönemde ekonomide oluşan hasarın tespitini yapıp öncelikle serbest piyasa işleyişi çerçevesinde, tüm paydaşların desteğinin alındığı, genel kabul görmüş iktisat bilimi kurallarına hızla dönülmesinin gereği açıktır.
Ülkemizde “kurumsuzlaşma” sorununa daha önce de işaret etmiş, kalkınmamız için gerekli yaklaşımı “Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa: İnsan, Bilim, Kurumlar” adlı çalışmamız ile kamuoyuyla paylaşmıştık. Ülke ekonomimize fayda sağlayacak, öngörülebilirliğin, yatırım ortamının ve kalkınmanın önünü açacak kural bazlı politikaları hayata geçirmeliyiz. Kurumların ve kuralların kapsayıcı ve etkin şekilde güçlendirilmesi başta olmak üzere atılacak adımlar ülkemizde güven ortamının oluşması için elzemdir.
TÜSİAD olarak bu istikamette atılacak doğru adımlara katkı vermeye hazırız.


https://tusiad.org/tr/basin-bultenleri/item/10894-genel-kabul-gormus-iktisat-bilimi-kurallarina-hizla-donulmeli


Bir ülkede yerli sanayiciler ve iş adamları dahi sıkıntıdaysa o ülkeden nasıl iyi bir ekonomik performans beklenebilir? Türk ekonomisindeki üretkenlik sorununa eğilmek yerine iktisat bilimine aykırı davranılıp tüm dengeler altüst ediliyor. Kur üzerinden ülkeye ihanet ediliyor. Var olan bir kriz cehalet ve kibir sonucunda yapay şekilde ağırlaştırılıyor. Baskıcılık ve korkaklık eminim iktidar cephesinde de varolan eleştirel düşüncelerin seslerini yükseltmesine engel oluyor.

geçen ay
Ekonomist Yeşilada Uyarıyor: Bu kış büyük sokak gösterileri yaşanabilir. Hiper-enflasyona gidiyoruz.
REAL TURKEYyoutube
Turkish Economic Outlook 2022: WHAT a train wreck! | Real Turkey • Recap of 2021 (Positives): Double-digit GDP growth, modest current account deficit • Negatives: Soaring inflation, stubborn unemployment, and unprecedented poverty. • Erdogan’s Alice in the Wonderland economic model will end by March. • Early elections can drastically alter our predictions. • Exchange rate and price uncertainty push the economy into a complete “sudden stop”. • Even with exchange rate controls, 2022 CPI will not drop below 30%. • Good news: No current account deficits. Bad news: We can’t afford imports. • Unemployment likely to catapult towards 25-28% range. • Income distribution to worsen further. • Watch for restricted access to global credit markets and bad loans. For more; www.paturkey.com Subscribe our to channel http://wedia.link/RealTurkey Follow & read the latest Independent news from Turkey in English ► https://paturkey.com/ For sponsorship, ad, and other business inquiries ► business@contentcommercialization.com #RealTurkey #Unemployment #WellcometoAliceintheWonderland
https://www.youtube.com/watch?v=jS9v9ssNxEA&feature=youtu.be



14:28'ten itibaren Erdoğan'ın ortodoks çizgiye daha yakın bir ekonomi politikası değişikliğine gitmemesi halinde bu kış büyük sokak gösterilerinin yaşanabileceğine dair uyarıyor çünkü enflasyon ve işsizliği daha da kızıştıracak ve haliyle alım gücünü eski haline getiremeyecek %40'lık çılgın bir asgari ücret zammıyla da beraber nüfusun yarısının ancak temel ihtiyaç faturalarını ödeyebildiğini ve başka hiçbir şeye para ayıramadığını söylüyor.

4 ay
Samimiyet, İki Yüzlülük ve Uyum Sağlamak

Bir yakınım bana şöyle diyor; sen çok anlayışlı ve uyumlu birisin seni tepki göstereceğin şekilde kızdırmayı başaran düşünmeli önce ben ne yaptım diye seni suçlamak yerine. Açıkçası bu lafı işitmeden kısa süre önce kendimi yargılayıcı, acımasız ve anlayışsız birisi olarak suçlayıp bunun vicdan muhasebesini yapıyor idim. Peki hem bana yakıştırılmış olumlu nitelikler hem de bunların tamamen zıttı denebilecek olumsuz nitelikler aynı anda nasıl bendeki baskın karakter özellikleri olabilirlerdi? İç muhasebe yaptığım ve kendimi suçladığım için önce vicdanlı olduğuma karar verdim ama vicdanımı veya merhametimi susturmak benim için pek zor değil. Bu durumda her zaman olduğu gibi son derece çelişkili, içeride kısmen acımasız dışarıya doğru ise anlayışlı duran içe dönük iki yüzlü doğamı yaşam mücadelesinde beni güçlü kılan bir şey olarak mı görmeliyim yoksa tavrımın ve içimin - esasında bence buna da çok yatkınlığım var - bir olmasına gayret göstererek gerçek anlamıyla anlayışlı ve uyumlu mu olmalıyım yapmacıklıktan kaçınarak? İçten içe gerçekten yumuşadığımda kendimi bir nihilist, kusurları görmez veya umursamaz gibi hissediyorum ya da başkaları tarafından yanlış yollara sürüklenme riski altına gireceğime inanıyorum. En yakınlarım hariç - aslında zaman zaman onlar da dahil - insanlardan fazla hazzetmiyorum. :( Dramatik monoloğumu paylaşmak istedim arkadaşlar. Kendimden taviz vermeden insanlarla uyum içinde yaşamayı öğrendim çünkü bu huzurlu ve bir noktada keyifli. Muhabbet etmek güzel ama bir yere kadar ya. Bir de insanlar beni oturaklı ve zeki görse de zekamı hafife alır bir halleri var olduğumdan aptal gibi görünüyorum bilinçli bilinçsiz bu da sürekli dünyayı gizlice deşifre eden bir casus veya müfettiş gibi hissetmeme yol açıyor kimsenin de bundan haberi yok gibi. Saçma monologlarla narsistikler gibi bütün gün kendimi irdelemek de istemem ya da sapıklar gibi insanları gözetlemeyi. Adaletsiz bir dünyada maksimum seviyede adalet talep edecek kadar da ahmak değilim. Yine de bu sosyal sistemdeki hiyerarşiler genellikle gülünç (liyakatin olmadığı az gelişmiş ülkelerde bu daha şiddetli hissediliyor), insanların geneli de oldukça rezil ve özgünlük yoksunu. Ne kadar gelişmeye ve başarılar elde etmeye muktedir olsam da ben de bir insan olarak duyguların ve mevcut ilkel sistemlerin beni geriye çekmesinden nasibimi aldım. Hepimiz alıyoruz.

7 ay
Fatih, Kanunname-i Ali Osman ve Örfi Hukukun Yazıya Dökülmesi

9:14 ile 10:13 arasında Halil İnalcık bu konuya değiniyor. Batılı terimlerle konuşursak Kayzer-i Rum Fatih Sultan Mehmed Han İslam tarihindeki ilk seküler kanun derleyicidir diyebilir miyiz? Türkî örf Fatih sayesinde İslam uygarlık tarihindeki ilk Şeriat dışı yazılı hukuk mu olmuştur? Görüldüğü kadarıyla evet. Ben bu sonucu çıkardım. Böyle ise Fatih'in tarihimizdeki büyüklüğüne İnalcık hocamızın ağzından bir kez daha tanık oluyoruz. Daha başka çok ilginç noktalara da değiniyor. Fatih rasyonalist İbn-i Rüşd ekoküyle sezgici Gazzalî ekolü arasındaki entelektüel çatışmayı belki de Gazzalî ekolünün zaferinden asırlar sonra resmen tekrardan gün yüzüne çıkarıyor. Fatih Roma başkenti İstanbul'u tekrardan bir küresel megakent olarak ihya ediyor. İstanbul'un bugün dahi öne çıkan ilk büyük ticaret şebekelerine hayat veriyor. Büyük bir imparatorluğun çarklarını döndürebilecek nitelikli bir bürokrasinin yetişmesi için mektepler açıyor. Rönesans'ı bir Türk İslam hükümdarı olarak kucaklıyor.

8 ay
Felsefe Bölümü Kuralları

1 - Forumun genel kuralları bu bölümde de geçerlidir arkadaşlar. Küfür veya hakarete tolerans gösterilmeyecek.


2 - Felsefe bölümünde varlık ve bilgi felsefesinden (ontoloji ve epistemoloji) ahlak felsefesine (etik), din felsefesi ve tanrı bilimden (teoloji) siyasi ideolojilere ve güncel akımlara her türlü konu, kavram, fikir ve konsept sağduyu çerçevesinde kalınarak özgürce tartışılabilir.


3 - Manevi değeri olan şahıslara saygısızlık kabul edilmeyecek ve gerektiğinde müdahele edilecektir.


4 - Profesyonel veya amatör tarzda istenilen şekilde yazılabilir. Felsefi bir makale (philosophical paper) yazmanızı hiç kimse beklemiyor. Aklınıza takılan her şeyi sorgulayabilirsiniz. Saygı çerçevesini yırtmamak tek beklenti.


5 - Propaganda amaçlı kullanım, slogan spamı vb yasaktır.


İyi forumlar.

9 ay
Bernard Lewis, Ermeni Soykırımı İddiası Hakkında

İngilizce biliyorsanız tavsiye ederim. Kısaca özetlersek; ortada bir yanlış tanım problemi olduğunu ve Ermenilerin yaşadığı katliamların kanlı Ermeni isyanlarına karşı Türklerin reaksiyonuyla meydana geldiğini ve Osmanlı devletinin de tam aksine karışıklığı ve katliamları önlemeye çalıştığını ama bu konuda başarısız olduğunu, devletin zaten Ermenileri de bu sebeple Türklerin yaşadığı Anadolu'dan çıkarmaya çalıştığını dile getiriyor. Ermeni mevzusunu Nazi Almanyası'nın Yahudilere yaptığı türden bir soykırım gibi tanımlamanın su katılmamış bir yalan (a downright falsehood) olduğunu söylüyor. "Soykırım" hakkında kendisine yöneltilen soruyu böyle cevaplayan Bernard Lewis kimdir derseniz kendisi İslam coğrafyasının tarihi ve kültürü konusunda ve İslam - Batı ilişkileri konusunda yaşamış en büyük uzmanlardan birisiydi. Hem Ortadoğu hem de Osmanlı ve Türkiye üzerine sayısız kitabı ve çalışması vardır. Arapça, Türkçe, Farsça, İbranice, tüm Romans (Latin) dilleri, Rusça ve Danca'yı biliyordu. Lewis'in kitaplarında da görülebileceği üzere muazzam miktarda kaynak hakkında ansiklopedik düzeyde bilgisi vardı. Oryantalizm (Doğu Araştırmaları) denince akla gelen ilk isimlerdendir. Üç sene evvel 101 yaşında vefat etmiştir.


https://www.princeton.edu/news/2018/05/22/bernard-lewis-eminent-middle-east-historian-princeton-dies-101

9 ay
Popüler İmaj Yanılgısı: Greko Romen Uygarlığın Bembeyaz bir Mermer Uygarlık Sanılması Hakkında

Antik Yunan veya Roma deyince insanların aklına beyaz mermerden bir uygarlık geliyor. Bu oldukça yanlış ve noksan bir imgedir. Tam aksine eski Greko Romen uygarlık canlı renklerle dolu rengarenk bir uygarlıktı. Şu an gördüğümüz heykeller, kabartmalar, tapınaklar, stoalar, taklar, sütunlar eskiden hep boyalıydılar. Zaman içerisinde boyaları aktı ve şu anki görünümlerini aldılar. Rönesans ve modernitenin boyasız mermer heykelleriyle antik imgeyi kurmaktan kaçınmalıyız. Bir yandan giysiler veya lüks evler de popüler gösterimlerde göründüğü gibi renksiz, beyaz değildi. Farklı renklerde oldukları gibi farklı tipte giysiler vardı. Öyle herkes beyaz (ve genellikle dinsel seramoni veya senato toplantısı gibi resmi amaçlarla kullanılan ağır bir giysi olan) togayla geziyordu gibi durum yoktu yani. Villalar ve kamu binaları ise renkli kabartmalar, freskolar ve mozaiklerle doluydu. Yunan ve Roma ordularını meydana getiren hoplitler ve lejyonerler de tek renkli değildi. Özellikle kırmızı renkle ve tek tip zırhla (lorica segmentata) lanse edilen Roma lejyonları büyük bir renk ve ekipman çeşitliliği barındırabiliyordu miğfer ve silahlardaki aşağı yukarı genel standartlara rağmen. Yunan hoplitleri ise bazı durumlarda baştan aşağı birbirlerinden farklıydılar çünkü donanımlarını kendileri karşılayan vatandaşlardılar. Roma'da bu Marius'un reformlarıyla ve Augustus'unki gibi takip eden başka askeri reformlarla değişiyor. Bir standart ve tam zamanlı çalışan düzenli ordu oturtuluyor. Devlet veya zengin kumandanlar (imperatores) lejyonların donatım ve lojistik masraflarını üstleniyor. İşsiz güçsüz, soyulmuş veya çapulcu olan parasız ve topraksız insanlar da orduya alınıyor.


Bu değil,

https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/24/76/5e/24765e037e43b78b5ccada39b608c27a.jpeg&t=0&width=480&text=1

Bu,

https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/fe/eb/35/feeb354e773fa7bcf2c4567948447f0f.jpeg&t=0&width=480&text=1

Resim: Imperator Caesar Augustus heykeli.

https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/06/c7/36/06c736a94d2d04e97978c3fb830d41e8.jpeg&t=0&width=480&text=1
https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/2e/39/90/2e399042a957440b2ea343a227734d0b.jpeg&t=0&width=480&text=1
https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/0c/31/9c/0c319c47ee127f841502efe8bc4104f2.jpeg&t=0&width=480&text=1
https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/3c/f4/9f/3cf49f5ebbdcf054e01326c506a01c8f.jpeg&t=0&width=480&text=1
https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/bc/f5/40/bcf540860513000b5626368cf70b1dac.jpeg&t=0&width=480&text=1
https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/01/e3/7d/01e37d7b6cae61f6c2b914d5adda87bc.jpeg&t=0&width=480&text=1

Arkaik ve Erken Klasik Çağ Yunan Hoplitleri


https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/d6/51/5f/d6515f0ee3a4b78a9e10fa8ee7f6d0f1.jpeg&t=0&width=480&text=1


Erken Cumhuriyet Roma Ordusu


https://forum.donanimhaber.com/cache-v2?path=https://store.donanimhaber.com/0f/f7/84/0ff78438f465e969ca7b9cf61bca8043.jpeg&t=0&width=480&text=1

Geç Roma Ordusu

11 ay
Roma Tarihinde Doğru Bilinen Yanlışlar

- Klasik Roma'da "imparatorlar" bizim anladığımız türden imparatorlar değildirler. Onlara principes (birinci yurttaşlar veya önderler) denir ve esasında bir cumhuriyetin mutlak yetkili ama güçleri yerleşik gelenekleri kırmaya yetmeyen görevlileridir. Diğer bir deyişle Roma imparatorları başat sıfatlarından birisi imperator (kumandan) olan ömür boyu meşru diktatörler (dictatores) ve halk tribünleri (tribuni) denebilir. Roma'da bir diktatör yasal anlamda yalnızca 6 ay acil durumlar için mutlak yetkili kalabiliyorken bir princeps'in yetkisi ömür boyu sürüyordu. Tribünlerin görev süreleri boyunca veto etme gücü vardı ve princeps buna ömür boyu sahip oluyordu. Bu meşru yetkiler sırasıyla ordu, senato ve halktan kişiye geliyordu. Dolayısıyla Augustus esasında bir devleti yıkıp yeni bir devlet kurmamıştır. Cumhuriyeti yıkıp bir imparatorluk kurmamıştır. Bu cumhuriyeti yalnızca bir çeşit popülist diktatörlüğe evriltmiştir. Cumhuriyete de zaten bu gelenek içerisinde imparatorluk deniyordu (Res publica = İmperium). Augustus'u evlatlık alan üvey babası ve ayrıca büyük dayısı Yulius Kayzar zaten cumhuriyeti yıkacağı düşünüldüğü için senatörlerce öldürülmüştür (MÖ 44). Augustus bu gerçeği çok iyi biliyordu ve mutlak yetkisine rağmen bir cumhuriyet düşmanı veya tiran gibi olmaktan şiddetle kaçınıyordu. Yetkiyi cumhuriyetteki nüfuz ve kudretinden aldığını, bir cumhuriyete göre ayarlanmış olan meşruluğa dayandığını biliyordu. Roma'yı bir dünya gücü yapmış geleneklerine saygılıydı. Gerek Augustus gerekse de senatörler günümüze gelselerdi ve onlara Augustus'un cumhuriyeti yıktığını söyleseydik muhtemelen hiçbir şey anlayamazlardı. Yetkilerini ve önemli formaliteleri senatodan toplamış, pratikteki gücünün ise senatoca tanınmasını sağlamış Augustus ve senatörler bunu hemen bir hakaret gibi alırlardı. Çünkü onların algısında Roma = Res publica = Imperium. Cumhuriyetten imparatorluğa geçiş şeklinde formüle edilen günümüzün popüler sınıflandırması haliyle anakronistik bir sınıflandırma. Roma tarih yazımını domine eden bir efsane, ciddi bir konseptsel hata.


- Principatusluk (Birinci Yurttaşlık) diye sınıflandırılan dönemden Dominatusluk (Efendilik) diye sınıflandırılan döneme bir geçiş sözkonusu ancak bu geçiş genellikle anlatıldığı kadar keskin ve belirgin bir geçiş değil; ve yine bu Romalıların yaptığı ya da bildiği bir tür kavramlaştırma değil. Yani yine ciddi ölçüde anakronistik, süreklilik kopartıcı bir söylemle karşı karşıyayız. Principatusluk dönemindeki imparatorlar içerisinde doğulu krallar gibi lüks içerisinde yaşayan, kendisini tanrı zanneden imparatorlar olmuştur; Principatusluk döneminden Antoninus Pius gibi oldukça olumlu aktarılan bir imparatora "dominus" da denmiştir. Bir yandan Dominatusluk döneminde Yulianus gibi sade yaşayan imparatorlar çıkmış; Historia Augusta gibi kaynaklarda imparatorlara princeps (birinci) denmeye; Roma devletinin (res publica) yasal doğası ve yapısı vurgulanmaya devam edilmiştir. Yani hep bir süreklilik söz konusu; her iki basmakalıp tanımlanan dönemden birbirine geçen (overlap olan) örnekler sözkonusu.


- Batı ve Doğu Roma ayrı birer devlet değil; aynı imparatorluk içerisindeki iki ayrı yönetim aygıtıydı. Ufak tefek farklılıklar haricinde siyasi teşkilatlanma ve mekanizmaları birbirlerinin birebir kopyasıydı ve ayrıca geçirgendi. İmparatorluğu Batı ve Doğu biçiminde böldüğü hep anlatılagelen imparator Theodosius'tan sonra Batı eyaletlerinin başında bir imparator yoksa (halef sorunu varsa) sık sık Doğu eyaletlerinin başındaki imparator Batı eyaletlerinin başat idarecilerinin sadakatlerini gösterdikleri kimseydi ve o dönemde kimse böylesi komik ve bağıl (Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu şeklinde) bir ayrım yapmamıştı. Sanki Diokletianus veya Konstantinus hiç imparatorluğun idaresini arkadaşları veya çocukları arasında paylaştırmamış gibi imparator Theodosius'un böylesi garip bir ayrım yaptığı, imparatorluğu parçaladığı iddia edildi. Yani "Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu" terimleri o zamana değil; günümüze ait olan bir takım historyagrafik uydurmalardır. Roma devletindeki organizasyonel şema, yerel tarih ve yerel kültürel farklılıkların (Latin dominant Batı, Hellenistik dominant Doğu formatı) ötesinde kullanımları, o döneme yakıştırılmaları çok ciddi bir hatadır. Tıpkı Bizans terimi gibi anakronizm teşkil ederler. Anakronizmin ötesinde dediğim gibi siyasi yapı anlamında hatalı tanımlamalardır. Roma devletinin (Latince Res publica Romana, Grekçe Politeia Rhomaion) yüzyıllar boyunca farklı dönemlerde iki praetor, iki konsül, iki hatta dört imparator tarafından yönetildiği gerçeğini anlamayan, yetke (imperium) paylaşım ve dağıtımına yönelik Roma geleneğini tanımayan bazı tarihçiler maalesef bu hataya düşmüştür. Bu yanlış söylemi popülerleştirmişlerdir. Kolay anlaşıldığı için de bu hatalı Doğu Roma İmparatorluğu ve Batı Roma İmparatorluğu ayrımı kalmıştır.


- Klasik Roma İmparatorluğu'nun Batı yarımküresindeki son imparator Romulus Augustulus değil; Yulius Nepos'tur (idaresi 474 - 480). Augustulus babası patrici Orestes'in kuklasıydı ve Orestes'le beraber İtalya'daki emperyal tahtı 475'de Nepos'tan gasp etmişlerdi. Roma dünyası tarafından tanınmıyorlardı. Cermen soylu patrici Odovakar 476'da onları yenip imparator Zeno ve imparator Nepos adına İtalya'da kral (rex) olmuştur. Nepos ise 480'e kadar pratikte Dalmaçya'yı yöneten [Batı] Roma imparatoru olarak kalmıştır. Batı yarımküredeki imparatorların sonlanması bu tarihten yani imparator Nepos'un ölümünden (480) sonra başka bir imparatorun imparator Zeno ve İtalya'nın Cermen ve Romalı halkları tarafından atanmamasıyla gerçekleşir. Zaten bir tane imparator (Zeno) olduğundan başka bir imparator atamaya gerek yoktu ve Batı yarımkürede imparatorlar Gotlar ve Cermen reisleri lehine gelişen siyasi dengeden ötürü fonksiyon kaybına uğramışlardı. O zamanın insanları ne 476 yılında ne de 480 yılında bir an için bile olsa Roma İmparatorluğu'nun çöktüğünü düşünmediler. Roma kurumları, idari teşlikatı ve hukuku zaten İtalya'da bu tarihten sonra da uzun süre devam etti. Askeri ve haliyle politik olarak kısmen Romalılaşmış Gotların hükmettiği ve de jure (hukuki) olarak Roma [Doğu] İmparatorluğu'na bağlı İtalya Krallığı birçok açıdan zaten bir Goth - Roma füzyonu devletti. Pratikte eyaletleri dağılıp giden ve son imparatoru 480'de ölen, yerine başka bir imparator konmadığı için de bizlerce lağvedilmiş addedilen Batı imparatorluk teşkilatlanmasına pek çok açıdan benzerdi çünkü özellikle sivil yapısı ve bürokrasisi bu teşkilatlanmanın yalnızca bir devamıydı. Vurguladığım gibi; hep bir süreklilik, belirli gelenekler ve anlayışların devamlılığı sözkonusu. Biz kolay anlaşılması için bu garip ayrımları yaparak epey kasaplık yapıyor ve eski insanların dünyasından kopuyoruz. Olguları yanlış anlıyoruz.


- Şimdi yukarıdaki maddenin bu maddeye öncül oluşturacağı söylenebilir: Roma İmparatorluğu'nun "Batı İmparatorluğu" teşkilatlanması 480'de ortadan kalksa da, İmparatorluğun kendisi 1453'de yıkılmıştır. "Bizans" adı hiçbir zaman bizim şu an Bizans dediğimiz antik Roma'nın doğrudan devamı ve uzantısı olan tarihsel devleti, halkı ve kültürü tanımlamak için kullanılmamıştır. Bizans devleti Basileia ya da Politeia Rhomaion, Bizans ülkesi Romania, Bizans halkı da Rhomaioi 'dir; yani kısaca Roma hükümranlığı veya devleti, Roma diyarı ve Romalılardır. Biz onlara diğer tüm Müslümanlar gibi "Rum" deriz. Rumlar-Romalılar antik zamanlardan bu yana imparatorluğun ve Romalıların ikincil ve diğer bir resmi lisanı Grekçeyi konuşurlardı ama Grekçeyi Romaika (Roma dili) olarak adlandırıp Latinceyi de atalarının dili addederlerdi. Roma devletinin ve halkının belirli bir dönemine "Bizans" yakıştırmasının yapılması Alman tarihçi Hieronymus Wolf tarafından 16.yüzyılda hem Rumlardan ve tarihsel Rum devletinden "Romalılığı" Almanlar ve Latinler lehine almaya yönelik ideolojik sebeplerle hem de imparatorluğun başkenti İstanbul'un tarihini baz alan historyagrafik sebeplerle Roma İmparatorluğu'nun 1453'teki yıkılışından sonra yapılıyor. Sonra "Bizans" adı 19.yüzyılda Bizantoloji sahasının gelişimiyle popülerleşiyor. Ama "Bizantoloji" sahası Roma İmparatorluğu'nun belirli bir dönemini ve Roma gerçeğinin yüzyıllarca devam ettiği belirli bir kültür coğrafyasını inceler yalnızca. Diğer bir deyişle Bizantoloji kısmen geç Roma ve tamamen Ortaçağ Roma araştırmalarıdır.


- Bizanslılar terimi Rumlar tarafından nadiren İstanbul'daki ahaliyi anlatmak için kullanılırdı ve şüphesiz ki Rumların yani Ortaçağın Yunanî Roma toplumunun tamamını kapsamazdı. Rumlar Romania'da yaşayan Ortodoks bir gelenek, örf, adet, din paylaşan herkesti. Rum olmayanlar Ortodoks Hıristiyan dahi olsalar (Bulgarlar veya Ruslar gibi) genellikle Rumlar tarafından barbarlar (barbaroi) olarak addedilirlerdi tıpkı eski Romalıların diğerlerine yaptığı gibi. Eski Romalı aristokratlar çocuklarını Homeros (ve pekala Hıristiyanlıkla beraber İncil) ile eğitirlerdi ve genel olarak ticaret yapmayı küçümseyip toprak mülkiyeti (latifundia) ile geçinirlerdi; Rumlar da aşağı yukarı aynısını devam ettirdi. Rum imparatorlarının tıpkı eski Roma'da olduğu gibi ordu, senato ve halk tarafından seçilmesi mümkündü. Bir yandan eski Roma'da da Bizans'ta da toplum belirli aristokratik ailelerce domine edilmişti ve fevkalade iyi bir teşkilatlanma ve muazzam bir ekonomi vardı.Tarihsel sürekliliğe dair daha böyle çok örnek bulunabilir.


Başvurduğum, Önerilen Kaynaklar:

Roma Tarihinin Ana Hatları, Sabahat Atlan

Roma İmparatorluğu Tarihi, William Stearns Davis

Res Gestae Divi Augusti, Monumentum Ancyranum (Tanrısal Augustus'un İcraatleri, Ankara Anıtı), Augustus Caesar

The Twelve Caesars (12 Caesar'ın Yaşam Öyküsü), Suetonius

Geç Antikçağ Dünyası, Peter Brown

Barbarların Avrupa'yı İstilası, John B. Bury

Bizans: Roma Diyarında Etnisite ve İmparatorluk, Anthony Kaldellis

Konstantinopolis: Bizans'ın Başkenti, Jonathan Harris

DH Mobil uygulaması ile devam edin.
Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin.
Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.